HALKWEBYazarlarRojava, Rusya Ve Devlet Aklı

Rojava, Rusya Ve Devlet Aklı

Rojava Deneyimi: Stratejik Tercihlerin Jeopolitik Sonuçları

0:00 0:00

Bu çalışma, Suriye iç savaşı bağlamında Rojava’da Kürt siyasi-askeri hareketi ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkileri analiz etmektedir. Çalışma, söz konusu ilişkinin “ihanet” ya da “terk ediliş” gibi normatif kavramlarla değil; devlet aklı, stratejik öncelikler ve uzun vadeli siyasal rasyonalite üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini savunur. Makalenin temel tezi, Rusya’nın Kürtleri Suriye devlet bütünlüğü içinde değerlendirdiği; buna karşılık Kürt hareketinin devlet merkezli entegrasyonu reddederek güç biriktirmeye dayalı taktiksel bir çizgi izlediği yönündedir. Bu tercihin sonucu, askeri kazanımlardan ziyade jeopolitik yalnızlık üretmiştir. 

Suriye iç savaşı, yalnızca askeri dengeleri değil; devlet, halklar ve büyük güçler arasındaki ilişkilerin doğasını da açığa çıkarmıştır. Rojava’da Kürt siyasi-askeri hareketi ile Rusya arasındaki ilişki çoğu zaman duygusal ve normatif bir dille ele alınmış; bu durum analitik berraklığı zayıflatmıştır.

Oysa söz konusu ilişki, ahlâki yargılardan ziyade devlet sürekliliği, çıkar çatışması ve stratejik okuma çerçevesinde değerlendirildiğinde daha anlaşılır hâle gelmektedir.

Bu makale, Rusya–Rojava ilişkilerini analitik bir zeminde ele almayı; Kürt hareketinin tercihlerini, Rusya’nın yaklaşımını ve Esad rejimiyle kurulan dengeyi ANALİZ–TEZ–SONUÇ hattında sistematik biçimde incelemeyi amaçlamaktadır.

Rusya’nın Suriye Politikası: Devlet Sürekliliği Ve Rejim İstikrarı

Rusya Federasyonu açısından Suriye, geçici bir nüfuz alanından ziyade devlet sürekliliği ve bölgesel denge meselesidir. Moskova’nın temel hedefi, Esad rejiminin ayakta kalması ve Suriye’nin parçalanmasının önlenmesidir.

Bu bağlamda Rusya, sahadaki tüm aktörleri — Kürtler dahil — Suriye devletinin bütünlüğü içinde değerlendirmiştir.

Rusya’nın Kürtlere yönelik yaklaşımı şu ilkeler etrafında şekillenmiştir:
1.Kürtler düşman değil, Suriye toplumunun yapısal bir unsurudur.
2. Özerklik tartışılabilir; ancak merkezî devletle bağ kopmadan.
3. Kalıcı ve devlet dışı silahlı yapıların meşrulaştırılması kabul edilemez.

Bu yaklaşım ideolojik değil; devlet merkezli ve pragmatik bir nitelik taşımaktadır. Realist uluslararası ilişkiler teorisinin temel varsayımı olan “devletin bekası” ilkesi, Moskova’nın Suriye politikasında açık biçimde gözlemlenmektedir.

Esad Rejimi İle Kürtler Arasındaki İlişkinin Niteliği

Yaygın anlatının aksine, Esad rejimi Kürtleri hiçbir zaman varoluşsal bir düşman olarak konumlandırmamıştır. 2011 sonrası dönemde rejimin Kürt bölgelerinden çekilmesi, etnik ya da siyasal bir tasfiye niyetinden ziyade askeri ve siyasi önceliklerin yeniden düzenlenmesinin sonucudur.

Bu çekilme, Kürt siyasi-askeri hareketi açısından önemli bir manevra alanı yaratmıştır. Ancak söz konusu alanın nasıl değerlendirileceği, sürecin stratejik yönünü belirlemiştir.

Bununla birlikte, Kürt hareketinin merkezî yönetime mesafeli yaklaşımının tarihsel arka planı da göz ardı edilemez. Suriye’de geçmiş dönemlerde yaşanan kimlik, vatandaşlık ve temsil sorunları, merkezle tam entegrasyon konusunda ciddi bir güvensizlik üretmiştir. Bu güvensizlik, stratejik tercihlerin şekillenmesinde belirleyici bir psikolojik ve siyasal faktör olarak değerlendirilmelidir.

Kürt Siyasi-Askerî Hareketinin Stratejik Yönelimi

Kürt hareketi, ortaya çıkan otorite boşluğunu şu varsayım üzerinden okumuştur: Öncelikle sahada askeri ve fiili güç biriktirmek, ardından bu gücü siyasal müzakere aracı olarak kullanmak.

Bu yaklaşım kısa vadede alan hâkimiyeti ve askeri kazanımlar üretmiş; ancak uzun vadede devlet aklıyla gerilim üreten bir çizgi ortaya çıkarmıştır.

Şam’la bütünleşme ihtimali, Kürt hareketi tarafından çoğu zaman bağımlılık riski olarak değerlendirilmiş; merkezle güç paylaşımı yerine, gücün merkez karşısında bir baskı unsuru olarak biriktirilmesi tercih edilmiştir.

ABD Faktörü Ve Stratejik Kırılma

Bu yönelim, Kürt hareketini giderek ABD ile daha yakın ve kurumsal bir ilişkiye taşımıştır. ABD ile kurulan ittifak, askeri düzlemde belirli kazanımlar sağlasa da devlet garantisi üretmemiştir.

Irak deneyiminde olduğu gibi ABD, sahada koruyucu bir aktör gibi görünmüş; ancak kalıcı siyasal sorumluluk üstlenmemiştir.

Rusya açısından bu tercih açık bir anlam taşımaktadır: Kürt hareketi, Şam–Moskova hattı yerine Washington hattını tercih etmiştir. Büyük güçler açısından bu tür tercihler, gri alanları daraltır ve stratejik mesafe koymayı beraberinde getirir.

Devlet Merkezli Çözümün Reddedilmesi Ve Sonuçları

Bu makalenin temel tezi şudur:
Rojava’da yaşanan gerilim, Rusya’nın Kürtleri dışlamasından ziyade; Kürt siyasi-askeri hareketinin devlet merkezli bir çözümü reddederek, güç biriktirmeye dayalı taktiksel siyaseti tercih etmesinin sonucudur.

Bir devletin parçalanma tehdidi altında olduğu koşullarda, devlet dışı aktörlerin dış güçlerle kurduğu ittifaklar, uzun vadeli meşruiyet üretmekte zorlanmaktadır. Bu tür tercihler kısa vadeli askeri avantajlar sağlasa da uzun vadede siyasal yalnızlık riski doğurur.

Rojava deneyimi, haklı talepler ile stratejik tercihler arasındaki gerilimin somut bir örneğini sunmaktadır. Kürt halkının tarihsel mağduriyetleri ve meşru talepleri, izlenen siyasetin jeopolitik sonuçlarını otomatik olarak ortadan kaldırmamaktadır.

Ortaya çıkan tablo şu şekilde özetlenebilir:
1. Rusya, kendi devlet çıkarları doğrultusunda tutarlı bir çizgi izlemiştir.
2. Esad rejimi, Kürtleri tasfiye etmekten ziyade devlet yapısı içinde tutmayı hedeflemiştir.
3. Kürt siyasi-askeri hareketi ise uzun vadeli devlet siyaseti yerine, güce dayalı ve geçici ittifakları tercih etmiştir.

Bu tercihlerin sonucu, askeri kazanımlardan daha ağır bir maliyet üretmiştir: jeopolitik yalnızlaşma.

Rojava örneği, büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı bir coğrafyada devlet dışı aktörlerin stratejik konumlanmasının sınırlarını gösteren önemli bir siyasal laboratuvar niteliğindedir.

Uluslararası sistemde kalıcı meşruiyet üretme kapasitesi hâlâ büyük ölçüde devlet yapıları üzerinden şekillenmektedir. Bu nedenle taktiksel güç birikimi ile uzun vadeli siyasal kurumsallaşma arasındaki denge, hayati önem taşımaktadır.

Bu çalışma, polemik üretmek amacıyla değil; bir siyasal süreci analitik düzlemde kayıt altına almak amacıyla kaleme alınmıştır. Rojava deneyimi, devlet aklı ile hareket siyaseti arasındaki gerilimi anlamak açısından güncelliğini korumaya devam edecektir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI