HALKWEBYazarlarİtaatin İktidarı: Softanın Modern Saltanatı

İtaatin İktidarı: Softanın Modern Saltanatı

Rejim Olarak Cehalet: Softanın Siyasal Anatomisi

0:00 0:00

Türkiye’de siyasal krizleri hâlâ aktörler üzerinden tartışıyoruz. İsimler değişiyor, partiler değişiyor, sloganlar değişiyor. Fakat zihniyet kalıyor. Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü mesele bir liderin otoriter eğilimi değil; o eğilimi mümkün kılan kültürel ve zihinsel altyapıdır.

Bu altyapının tarihsel adı “softa”dır.

Softa, yalnızca dinî bağlamda kullanılan tarihsel bir figür değildir. O, epistemolojik bir pozisyondur. Bilgiye karşı kuşku duyan değil; bilgiyi tehlike olarak kodlayan zihniyettir. Eleştiriyi yanlışlık olarak değil, tehdit olarak gören tavırdır. İtaati ahlaki erdem, sorgulamayı ise fitne olarak çerçeveleyen siyasal bilinçtir.

Bu noktada mesele siyasal İslamcılık değildir; çünkü softa, ideolojiler üstü bir karakterdir. Milliyetçi de olabilir, muhafazakâr da, hatta seküler görünümlü bir bürokrat da. Softa, bir inanç sistemi değil; bir zihinsel güvenlik arayışıdır. Karmaşıklıktan korkar. Belirsizlikten nefret eder. Çoğulluğu tehdit sayar. Bu yüzden otoriteye sığınır.

Ve her otorite, softayı sever.
Çünkü softa, yönetilmek ister.

Softa zihniyetini yalnızca kültürel veya ahlaki bir kategori olarak okumak eksik kalır. Softa, aynı zamanda bir epistemolojik rejimdir. Hakikatin nasıl üretileceğini, kimin konuşabileceğini ve hangi bilginin meşru sayılacağını belirleyen zihinsel bir düzen kurar. Bu düzen, eleştirel aklı bireysel bir risk, kolektif bir tehdit ve siyasal bir suç olarak kodlar. Böylece bilgi üretimi, özgür tartışmanın ürünü olmaktan çıkar; otorite tarafından belirlenen sınırlar içinde dolaşan kontrollü bir söylem hâline gelir.

Softa zihniyetinin tarihsel sürekliliği, modern siyasal düzenlerin yalnızca anayasal metinlerle değil, kültürel alışkanlıklarla ayakta durduğunu gösterir. Kurumlar değişebilir, anayasal düzenler yeniden yazılabilir, ancak hakikatin kaynağına dair toplumsal kabuller değişmeden demokratikleşme kalıcı olamaz. Bu nedenle softa, yalnızca geçmişin bir figürü değil; modern siyasal krizlerin görünmeyen aktörüdür.

Softanın Modernleşmesi: Biatın Kurumsallaşması

Bugünün softası, geçmişin medrese karikatürü değildir. O artık kravatlıdır, diplomalıdır, ekran yüzüdür. Bürokratik bir pozisyondadır. İhale dağıtır, kadro belirler, kamu kaynağını yönlendirir. Cehaleti kaba bir bilgisizlik olarak değil; seçilmiş bir bilinç körlüğü olarak taşır.
Asıl mesele burada başlar: Softa bilmediği için değil, bilmek istemediği için softadır.
Bilgi sorumluluk doğurur. Sorgulama risk üretir. Eleştirel akıl konforu bozar. Oysa softa konforun siyasetini yapar. Sadakat karşılığında mevki, suskunluk karşılığında terfi, uyum karşılığında güvenlik üretir.

Bu yüzden Türkiye’de sorun yalnızca demokratik kurumların zayıflaması değildir. Sorun, biatın kurumsallaşmasıdır.

Üniversiteler bunun en çarpıcı örneğidir. Akademik özgürlük kavramı içi boş bir retoriğe dönüşmüş; liyakat yerini “uyumlu olma” kriterine bırakmıştır. Eleştirel düşünce bir akademik meziyet değil, idari risk sayılmaktadır. Bilim üretimi siyasal sınırlarla çevrilmiştir.
Bu tablo bize şunu gösterir: Softa bireysel bir karakter olmaktan çıkmış, kurumsal bir forma bürünmüştür.

Kurumsallaşmış softa zihniyeti, modern devletin teknik araçlarını kullanarak kendini yeniden üretir. Bürokrasi, yalnızca idari bir mekanizma değil; aynı zamanda ideolojik bir filtre hâline gelir. Kadro dağıtım süreçleri, akademik yükselme kriterleri, medya görünürlüğü ve kamu kaynaklarının paylaşımı, bu zihinsel rejimin görünmez denetim araçlarıdır. Böylece liyakat, nesnel bir ölçüt olmaktan çıkar; siyasal sadakatin kültürel tercümesine dönüşür.
Bu süreç, bireylerin yalnızca davranışlarını değil, düşünme biçimlerini de dönüştürür. Kurumsal yükselmenin eleştirel düşünce yerine uyum üzerinden gerçekleştiği her sistem, uzun vadede entelektüel çoraklaşma üretir. Çünkü bilgi üretimi risk almayı gerektirir. Riskin cezalandırıldığı her yapı, yeniliği değil tekrar üretir. Tekrar ise zamanla ideolojik donmaya dönüşür.

Kültür, Sanat ve Medya: Gerçekliğin Denetimi

Softanın en büyük korkusu nedir? Açık tartışma.
Çünkü tartışma, kesinliği aşındırır.
Sanat bu yüzden tehdit olarak görülür. Sanatın sorusu nettir: “Neden?” Softanın cevabı da nettir: “Sorma.” İşte gerilim burada doğar.
Kültür politikalarının denetim aracı hâline gelmesi tesadüf değildir. Festival iptalleri, sanatçıların hedef gösterilmesi, kamusal alanın muhafazakâr estetikle daraltılması… Bunlar birer kültür savaşı değil; zihinsel alanın kontrolüdür.
Medya ise bu kontrolün dolaşım mekanizmasıdır. Haber artık gerçekliği aktaran değil; gerçekliği biçimlendiren bir araçtır. Propaganda, yalnızca yalan üretmez; gerçeği seçerek sunar. Filtreler, çerçeveler, öncelik sıralamaları… Hepsi bir zihniyet inşasına hizmet eder.
Bölünmüş toplum, softa rejiminin oksijenidir.

Modern medya düzeni, hakikat üretim sürecini hızlandırırken aynı zamanda parçalamıştır. Bilgi bolluğu, güvenilirlik krizini beraberinde getirmiştir. Softa zihniyeti bu krizden beslenir. Çünkü hakikat belirsizleştiğinde otorite yeniden cazip hâle gelir. İnsanlar karmaşık gerçeklik yerine kesin anlatıları tercih etmeye başlar.

Sanatın ve medyanın denetlenmesi yalnızca ifade özgürlüğünü sınırlamak anlamına gelmez; toplumun hayal kurma kapasitesini de sınırlar. Oysa siyasal dönüşüm, yalnızca ekonomik veya kurumsal reformlarla değil, kolektif hayal gücünün genişlemesiyle mümkündür. Hayal kuramayan toplumlar, değişim talep edemez. Bu nedenle softa zihniyeti, yalnızca bugünü kontrol etmez; geleceği de sınırlar.

Ekonomik Ahlakın Çöküşü: Sadakat Ekonomisi

Softa düzeni yalnızca kültürel değil, ekonomik bir düzendir.
Kamu kaynaklarının şeffaf değil, sadakat temelli dağıtılması; liyakat yerine yakınlık kriterinin belirleyici olması; kamu-özel sınırının belirsizleşmesi… Bunlar rastlantı değil, zihniyetin doğal sonucudur.
Çünkü softa, devleti ortak aklın değil; bağlılığın mekânı olarak görür.

Bu düzenin ekonomik bedeli ağırdır: verimsizlik, israf, güven erozyonu, yoksullaşma. Ancak sorumluluk asla yukarıya çıkmaz. Hep dış güçler, hep sabotaj, hep ihanet…

Softa için hata kabul etmek zayıflıktır.
Sadakat ekonomisi yalnızca mali bir bozulma yaratmaz; toplumsal adalet duygusunu da aşındırır. Ekonomik sistemin adil olmadığına dair kolektif inanç güçlendikçe, toplumsal sözleşme zayıflar. Devlet, ortak iyinin temsilcisi olmaktan çıkar; belirli grupların çıkarını koruyan bir mekanizma olarak algılanmaya başlar. Bu algı, demokratik meşruiyetin en temel krizlerinden birini üretir.

Ekonomik kaynakların ideolojik bağlılık üzerinden dağıtıldığı her yapı, piyasa mekanizmalarını da bozar. Rekabet, yenilik ve üretkenlik, siyasal yakınlık karşısında anlamını yitirir. Uzun vadede bu durum yalnızca ekonomik gerilemeye değil, toplumsal dinamizmin kaybına yol açar.

Muhalefetin Zihinsel Konforu: Softanın İktidar Dışındaki Saltanatı

Softa zihniyetinin en büyük yanılgılardan biri, yalnızca iktidar alanına ait bir patoloji olarak görülmesidir. Oysa tarihsel deneyim gösterir ki otoriter zihniyetler yalnızca iktidar bloklarında değil, muhalefetin içine de sızabilir. Hatta bazı durumlarda muhalefetin stratejik zayıflığı, softa zihniyetinin yeniden üretiminde belirleyici rol oynar.

Türkiye’de muhalefetin son yıllarda yaşadığı en büyük kriz, örgütsel güçsüzlükten ya da seçim matematiğinden çok, zihinsel cesaret eksikliğidir. Siyasal mücadeleyi ilkesel bir hakikat arayışı olarak değil, seçilebilirlik mühendisliği olarak gören yaklaşım, muhalefeti softa zihniyetinin farklı bir versiyonuna sürüklemiştir.

Muhalefetin önemli aktörleri, demokratik siyaset üretmek yerine çoğu zaman popüler reflekslerle hareket etmektedir. Siyasal dil, eleştirel aklı büyüten bir araç olmaktan çıkmış; tribün mobilizasyonuna indirgenmiştir. Sert ve zaman zaman hakaret sınırına yaklaşan söylemler, politik cesaretin değil, politik yoksunluğun göstergesidir. Çünkü hakikat iddiası güçlü olan siyaset, öfkeye değil argümana dayanır.

Son yıllarda muhalefet içinde öne çıkan siyasal figürlerin kullandığı dil, bu zihinsel kırılmayı açık biçimde ortaya koymaktadır. Politik söylemin yer yer sert polemiklere, kişisel gerilimlere ve aşağılayıcı retoriğe dönüşmesi, yalnızca siyasal nezaketin aşınması değil; kamusal tartışma kültürünün çöküşüdür. Bu tür söylemler kısa vadede taban mobilizasyonu yaratabilir; fakat uzun vadede eleştirel düşünceyi daraltır ve siyasal alanı duygusal reaksiyonlara hapseder.

Muhalefetin liderlik tartışmaları da bu zihinsel konforun bir başka tezahürüdür. Lider merkezli siyaset eleştirilirken, aynı model muhalefet içinde yeniden üretilmektedir. Karizmatik figürlere dayalı politik mobilizasyon, demokratik katılımın genişlemesini değil; siyasal bağımlılık ilişkilerinin güçlenmesini sağlar. Bu durum, muhalefeti iktidarın eleştirdiği zihinsel kalıpların benzerini üretmeye sürükler.

Yerel yönetim pratikleri de bu çelişkiyi görünür kılmaktadır. Büyükşehir belediyeleri üzerinden kurulan siyasal söylem, zaman zaman kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik yerine kişisel başarı anlatıları üzerine inşa edilmektedir. Belediyecilik, katılımcı demokrasi laboratuvarı olmak yerine, liderlik vitrini hâline gelebilmektedir. Bu yaklaşım, demokratik siyaset üretmek yerine popüler liderlik kültünü besler.

Muhalefetin en temel hatalarından biri, toplumsal dönüşümü kültürel cesaret yerine stratejik pragmatizmle yönetmeye çalışmasıdır. “Toplum hazır değil” argümanı, Türkiye siyasetinin en uzun ömürlü entelektüel kaçış alanlarından biridir. Bu söylem, gerçekte toplumun hazır olmamasını değil, siyasetçinin risk almaya hazır olmamasını ifade eder.
Aydınlanma tarihinin en önemli derslerinden biri şudur: Toplumlar hazır oldukları için dönüşmez; dönüşüm cesareti gösterildiği için değişir. Siyasal liderlik, mevcut toplumsal ortalamayı tekrar etmek değil, onu dönüştürme iddiası taşımak zorundadır. Muhalefetin bu iddiadan uzaklaşması, softa zihniyetinin dolaylı biçimde güçlenmesine neden olur.

Muhalefetin dilinde gözlenen sertleşme ve zaman zaman kontrolsüzleşen polemikler, yalnızca üslup meselesi değildir. Bu durum, siyasal düşüncenin yerini siyasal reaksiyonun aldığını gösterir. Reaksiyon siyaseti, hakikat üretmez; yalnızca karşıtlık üretir. Karşıtlık üzerine kurulan siyaset ise iktidar değişse bile zihniyet değişimini sağlayamaz.
Bu noktada muhalefetin kullandığı popülist stratejiler, softa zihniyeti ile beklenmedik bir kesişim yaratmaktadır. Softa, otoriteyi kutsallaştırırken; popülist siyaset, halkı homojen bir hakikat kaynağı olarak idealize eder. Her iki yaklaşım da eleştirel aklı sınırlayan, çoğulluğu daraltan ve siyasal tartışmayı duygusal kutuplaşmaya indirgeyen eğilimler üretir.

Muhalefetin bir başka yapısal sorunu, entelektüel üretimle kurduğu zayıf ilişkidir. Politik stratejiler çoğu zaman akademik analizlerden, eleştirel düşünceden ve uzun vadeli ideolojik çerçevelerden kopuk biçimde şekillenmektedir. Bu durum, muhalefeti günlük krizlere tepki veren, fakat tarihsel yönelim belirleyemeyen bir siyasal aktöre dönüştürmektedir.
Siyasal partilerin düşünce üretme kapasitesini kaybetmesi, softa zihniyetinin en tehlikeli sonuçlarından biridir. Çünkü düşünmeyen muhalefet, farkında olmadan iktidarın ideolojik sınırlarını kabul eder. Eleştiri, alternatif gelecek tasarımı üretmediği sürece yalnızca sistem içi bir itiraz olarak kalır.

Muhalefetin en ağır açmazlarından biri de cesaret ile popülizm arasındaki farkı ayırt edememesidir. Sert söylem çoğu zaman cesaret olarak sunulmaktadır. Oysa gerçek siyasal cesaret, riskli hakikatleri savunabilme yeteneğidir. Popülist sertlik ise çoğunluğun duymak istediğini tekrar etmekten ibarettir.
Bugün muhalefetin önemli bölümü, iktidarın yarattığı siyasal iklimin sınırları içinde hareket etmektedir. Siyasal tartışmanın çerçevesi iktidar tarafından belirlenmekte, muhalefet ise bu çerçevenin içinde tepki üretmektedir. Bu durum, softa zihniyetinin en sofistike zaferlerinden biridir. Çünkü hegemonya, yalnızca iktidarın gücüyle değil; muhalefetin hayal gücünü sınırlamasıyla kurulur.

Türkiye’de demokratik dönüşümün önündeki en büyük engellerden biri, muhalefetin softa zihniyetini yalnızca karşısındaki ideolojik blokta aramasıdır. Oysa softa, bir ideoloji değil; bir düşünmeme biçimidir. Ve düşünmeme, siyasal konumdan bağımsız olarak her alanda yeniden üretilebilir.
Muhalefetin kendisiyle yüzleşmediği her durumda, softa zihniyeti güçlenmeye devam edecektir. Çünkü otoriter zihniyet yalnızca baskıyla değil; alternatif üretilememesiyle de kalıcı hâle gelir.

Demokratik siyaset, yalnızca iktidarı eleştirmekle değil; kendi zihinsel sınırlarını aşmakla mümkündür. Muhalefet, eleştirdiği siyasal kültürün benzerini üretmeye devam ettiği sürece, Türkiye’de rejim tartışmaları aktör değişimiyle sınırlı kalacaktır.

Ve bu noktada tarihsel gerçek yeniden hatırlanmalıdır:
İktidarın softası baskıyla yönetir.
Muhalefetin softası ise umudu tüketir.

Demokrasi, yalnızca otoriter iktidarların yenilmesiyle değil; muhalefetin de zihinsel cesaret kazanmasıyla kurulabilir. Aksi hâlde seçimler değişir, sloganlar değişir, liderler değişir; fakat itaatin modern saltanatı yerinde kalır.

Aydınlanma Neden Siyasal Bir Zorunluluktur?

Aydınlanma bir kültürel tercih değildir; siyasal bir zorunluluktur. Eleştirel akıl, bilimsel yöntem ve ifade özgürlüğü olmadan demokrasi yalnızca prosedürdür. Sandık vardır, bilinç yoktur.
Softanın modern saltanatı tam da bu bilinç boşluğunda yükselir.
Aydınlanma düşüncesi, insanın kendi aklını kullanma cesaretini siyasal bir hak olarak tanımlar. Bu yaklaşım, hakikatin otorite tekelinden çıkarılarak kamusal tartışmaya açılmasını savunur. Böylece bilgi, kapalı hiyerarşik yapılardan kurtularak toplumsal müzakerenin konusu hâline gelir.

Eleştirel akıl yalnızca düşünsel bir faaliyet değildir; siyasal özgürlüğün temelidir. Çünkü sorgulayan birey, otoritenin mutlaklığını kabul etmez. Bilimsel yöntem yalnızca teknik bir araç değil; dogmatizme karşı kurumsal bir savunma mekanizmasıdır. Sanatsal özgürlük ise toplumsal hayal gücünü genişleterek demokratik dönüşümün kültürel zeminini oluşturur.
Softa zihniyeti, bu üç alanı da tehdit olarak görür. Eleştirel düşünce otoriteyi tartışmaya açar, bilimsel yöntem kesin doğruların yerine geçici doğrular üretir, sanat ise toplumsal normları sorgular. Bu nedenle softa düzeni, aydınlanma değerlerini yalnızca ideolojik değil, varoluşsal bir tehdit olarak algılar.

Aydınlanmanın tarihsel önemi, insanın korku üzerinden değil, akıl üzerinden örgütlenen bir siyasal düzen kurabileceğini göstermesidir. Bu düzen, hatasız değildir. Ancak hatalarını düzeltme kapasitesine sahiptir. Softa zihniyetinin en büyük zayıflığı ise tam burada ortaya çıkar: Softa, hatayı kabul edemez. Çünkü hata kabulü, otoritenin sorgulanması anlamına gelir.

Aydınlanma ve Epistemolojik İsyan: Bilginin Siyasal Doğası

Aydınlanma düşüncesi, yalnızca tarihsel bir dönem değildir; bilgi ile iktidar arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasıdır. Aydınlanma, insanın dış otoritelerden bağımsız düşünme cesaretini ilan ettiği bir zihinsel devrimdir. Bu devrimin merkezinde şu soru yer alır: Hakikatin kaynağı nedir?

Aydınlanma geleneği, hakikati vahyin, geleneğin ya da otoritenin tekelinden çıkararak aklın kamusal kullanımına teslim etmiştir. Bu noktada softa zihniyeti ile Aydınlanma arasındaki çatışma yalnızca siyasal değil, ontolojiktir. Softa için hakikat verilir; Aydınlanma için hakikat aranır. Softa için bilgi hiyerarşiktir; Aydınlanma için tartışmaya açıktır.

Bu çatışma, modern demokrasilerin epistemolojik temelini oluşturur. Çünkü demokrasi yalnızca oy kullanma prosedürü değil; hakikatin tartışılabilir olduğu bir kamusal alan rejimidir. Kamusal alanın varlığı, farklı bilgi kaynaklarının bir arada var olabilmesine bağlıdır. Eleştiri, yalnızca muhalefetin değil; toplumsal ilerlemenin de motorudur.

Softa düzeni ise tam tersine, hakikati tartışmanın kendisini tehdit olarak görür. Hakikatin çoğullaşması, otoritenin parçalanması demektir. Bu yüzden softa zihniyeti her zaman epistemolojik tekçiliği savunur. Tek hakikat anlayışı, siyasal düzenin istikrarı olarak sunulur. Ancak bu istikrar, dinamizmi ortadan kaldıran bir donma hâlidir.

Epistemolojik isyan, yalnızca bireysel bir cesaret eylemi değildir; toplumsal özgürleşmenin başlangıç noktasıdır. Tarih boyunca bilimsel devrimler, kültürel dönüşümler ve demokratik genişlemeler, hakikatin tartışmaya açılmasıyla mümkün olmuştur. Bu nedenle softa zihniyetine karşı mücadele, yalnızca siyasal değil; aynı zamanda bilgi üretim süreçlerinin demokratikleştirilmesi mücadelesidir.

Totalitarizm Kuramları ve Softa Zihniyeti

Totalitarizm teorileri, softa zihniyetini anlamak için güçlü bir analitik zemin sunar. Totaliter sistemlerin ortak özelliği, yalnızca siyasal alanı değil; gerçeklik algısını da kontrol etmeleridir. Bu rejimler, yurttaşların davranışlarını değil, düşünme biçimlerini düzenlemeye çalışır.

Totaliter yapıların en kritik aracı, gerçekliğin ideolojik yeniden üretimidir. Gerçekliğin sürekli olarak yeniden yazılması, toplumun eleştirel kapasitesini aşındırır. Bu süreçte propaganda, yalnızca manipülasyon değil; alternatif hakikat üretimidir. Hakikat ile kurgu arasındaki sınır belirsizleştikçe, bireylerin eleştirel değerlendirme kapasitesi zayıflar.

Softa zihniyeti bu noktada totaliter eğilimlerin toplumsal taşıyıcısı hâline gelir. Çünkü softa, çelişkiyi tolere edemez. Çoğulluğu kaos olarak algılar. Bu yüzden tek sesli anlatıyı güvenli bulur. Totaliter düzenler yalnızca baskı aygıtlarıyla ayakta kalmaz; toplumsal rıza üretmek zorundadır. Softa zihniyeti, bu rızanın kültürel altyapısını oluşturur.

Totalitarizmin kalıcı olabilmesi için yalnızca zor değil, gönüllü itaat gerekir. Gönüllü itaat ise korkudan çok güvenlik arzusundan beslenir. Softa, bireylere karmaşık dünyayı basit anlatılarla açıklayan zihinsel bir konfor sunar. Bu konfor, eleştirel düşüncenin yükünü ortadan kaldırır. Ancak aynı zamanda özgürlük alanını daraltır.

İktidar ve Bilgi: Disiplin Toplumunun İnşası

Modern iktidar biçimleri yalnızca yasaklayarak değil, biçimlendirerek çalışır. İktidarın en etkili biçimi, bireyin kendi kendini denetlemesini sağlamaktır. Softa zihniyeti tam da bu içselleştirilmiş denetim mekanizmasını üretir.
Disiplin toplumlarında bireyler yalnızca hukuki yaptırımlar aracılığıyla değil, kültürel normlar üzerinden kontrol edilir. Eğitim sisteminin sorgulamayan bireyler yetiştirmesi, medya söyleminin tek yönlü hale gelmesi, akademinin riskten kaçınan yapıya dönüşmesi… Bunların her biri disiplinci iktidarın kültürel araçlarıdır.
Softa bu mekanizmanın hem ürünü hem üreticisidir. Çünkü softa, baskıyı yalnızca kabullenmez; yeniden üretir. Otoritenin söylemini savunur, eleştiriyi kriminalize eder, farklılığı ahlaki sapma olarak etiketler. Böylece iktidar, doğrudan müdahale etmeksizin toplumsal davranışları yönlendirebilir.
Disiplin toplumunun en belirgin özelliği, denetimin görünmezleşmesidir. Bireyler dış baskı olmaksızın kendilerini sansürlemeye başlar. Bu durum, siyasal özgürlüklerin formel olarak var olduğu ancak pratikte sınırlı kaldığı hibrit rejimlerin ortaya çıkmasına yol açar.

Hakikat Krizi ve Post-Softa Çağı

Modern toplumlar artık yalnızca bilgi eksikliği değil, hakikat krizini yaşamaktadır. Bu kriz, bilginin bolluğuna rağmen güvenilirliğin çökmesiyle ortaya çıkar. Softa zihniyeti bu krizden beslenir. Çünkü hakikat belirsizleştiğinde, otorite yeniden cazip hâle gelir.

Dijital iletişim çağında bilgi üretimi demokratikleşmiş, ancak aynı zamanda parçalanmıştır. Bilgi akışının hızlanması, doğrulama mekanizmalarının zayıflamasına yol açmıştır. Bu durum, komplo teorilerinin, manipülatif söylemlerin ve alternatif gerçekliklerin yayılmasını kolaylaştırmıştır.

Modern softa, klasik olandan daha karmaşık bir karaktere sahiptir. Geleneksel softa bilgiyi reddederken, modern softa bilgiyi seçerek kullanır. İstatistikleri manipüle eder, akademik dili ideolojik meşruiyet üretmek için araçsallaştırır, bilimsel otoriteyi propaganda aparatına dönüştürür. Böylece bilgi, özgürleştirici bir araç olmaktan çıkar; siyasal kontrol mekanizmasına dönüşür.

Aydınlanmanın Trajedisi ve Umudu

Aydınlanma her zaman ilerleyen doğrusal bir süreç değildir. Tarih, aydınlanma ile gericilik arasında sürekli salınan bir hareket üretir. Bu nedenle softa zihniyeti modernleşmenin karşıtı değil, modernleşmenin kriz ürünüdür.
Modern toplumların karmaşıklığı arttıkça belirsizlik korkusu büyür. Bu korku, otoriter ve dogmatik düşünceyi yeniden üretir. Softa, bu korkunun siyasal tercümesidir. İnsanlar özgürlük ile güvenlik arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarında çoğu zaman güvenliği tercih eder.
Ancak tarih aynı zamanda şunu da gösterir: Eleştirel düşünce bastırılsa bile yok olmaz. Yeraltına çekilir, biçim değiştirir, fakat yeniden ortaya çıkar. Çünkü insan zihni mutlak itaati sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak kabul edemez. Bu nedenle aydınlanma yalnızca bir tarihsel dönem değil, sürekli yenilenen bir mücadeledir.

Softa, Bir Zihinsel Konfor Rejimidir

Softa düzeninin en güçlü yönü, korkudan çok konfor üretmesidir. İnsanlara düşünmeme rahatlığı sunar. Belirsizliğin yükünü ortadan kaldırır. Sorgulamanın getirdiği sorumluluğu kaldırır.
Fakat bu konforun bedeli ağırdır: özgürlük kaybı, entelektüel çoraklaşma ve demokratik çöküş.
Bu yüzden softaya karşı mücadele yalnızca siyasal değil; epistemolojik, kültürel ve etik bir mücadeledir. Demokrasi, yalnızca seçimlerle değil; eleştirel aklın toplumsallaşmasıyla mümkündür. Kurumlar, ancak onları yaşatan zihniyetle birlikte var olabilir.
Ve tarihsel gerçek değişmez:
Hakikat, itaate sığmaz.
Bilgi, korkuyla yaşayamaz.
Aydınlanma ertelendiğinde, karanlık kurumsallaşır.

Zihniyet Değişmeden Rejim Değişmez

İktidarlar değişebilir. Partiler dönüşebilir. Siyasal ittifaklar yeniden kurulabilir. Ancak zihniyet dönüşmeden kurumsal dönüşüm kalıcı olamaz. Softa zihniyeti, farklı ideolojik biçimlere bürünerek varlığını sürdürebilir.
Demokratikleşme, yalnızca siyasal reform değil; düşünme biçiminin dönüşümüdür. Eleştirel akıl, bilimsel yöntem ve sanatsal özgürlük, demokratik toplumların vazgeçilmez koşullarıdır.
Toplumların geleceği, hakikati sorgulama cesareti ile belirlenir. Bu cesaret kaybolduğunda, siyasal özgürlükler biçimsel bir kabuğa dönüşür.
Ve unutulmamalıdır:
Suskunluk tarafsızlık değildir.
Konfor masumiyet değildir.
İtaat erdem değildir.
Zihniyet değişmeden, rejim değişmez.

YAZARIN DİĞER YAZILARI