Osmanlı despotizminin uzun yüzyıllar boyunca hüküm sürdüğü coğrafyada günümüzde 45 ülke var. Kürdistan ve Dersim eyaletleri, iç işlerinde bağımsız, dış ilişkilerde ise bağlılık taşıyan Muhtariyet yapılarıyla varlıklarını koruyorlardı. Mezopotamya’nın çok dilli, çok inançlı, çok kültürlü dokusu, Anadolu’nun yerel özerklikleriyle birlikte, merkezi otoritenin sınırlı olduğu bir siyasal düzen yaratmıştı. Ancak bu düzen, 19. yüzyılın son çeyreğinde hem içeriden hem dışarıdan gelen ideolojik dalgalarla sarsılmaya başladı.
Paris Komünü’nün yarattığı Devrimci dalga, yalnızca Avrupa’yı değil, Osmanlı coğrafyasındaki genç aydın kuşağıda etkilemişti. Bu kuşak, imparatorluğun çöküşünü durdurmak için “ULUS” fikrine sarıldı, fakat bu ulus, Anadolu halklarının ortak iradesi değildi, Turancı bir ideolojinin dar kalıpları içinde şekillenmişti. Böylece Jön-Türk hareketi, özgürlükçü bir dönüşümün değil, coğrafyayı etkisinin altına alan, Türkçü bir merkezileşmenin ideolojik taşıyıcısı haline geldi.
Osmanlı despotizmini hızlandıran ikinci mekanizma ise, Teşkilat-ı Mahsusa ve onunla paralel çalışan İslam-Teali Cemiyeti oldu. Bu yapılar, görünürde İslam birliği savunurken, gerçekte Turancı kadroların örgütlenme zeminini genişletiyor, imparatorluğun çözülüşünü hızlandıran iç operasyonlara imza atıyordu. Aynı dönemde Çarlık Rusya’sının yıkılışı, Sovyetlerin doğuşu ve Sosyalist mücadelenin yükselişi, bölgedeki tüm halklar için yeni bir ufuk açtı. Dünya ilk kez, erken doğumda olsa, Sosyalist bir iktidarın doğuşuna tanıklık etti.
Bu tarihsel kırılma, Anadolu halklarınıda kendi ulusal sorunları etrafında ittifak arayışına itti. Kürt Teali Cemiyeti, bu arayışın en önemli örgütlü ifadesiydi. Ancak aynı dönemde kurulan Türk Teali Cemiyeti, Kürt hareketini ittifak masasından uzak tutmayı başardı. Buna rağmen, muhalif halk güçleri 1921 Anayasası etrafında birleşerek, Anadolu ve Mezopotamya’nın çok kimlikli yapısını tanıyan bir çerçeve oluşturdu. Bu Anayasa, Cumhuriyet Halk Fırkası’nında temelini attı.
Fakat bu birlik uzun sürmedi. 1922’de, Kürt Teali Cemiyeti’nin en aktif toplumsal dayanaklarından biri olan Koçgiri aşiretlerini, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın çok az silahlı güçleri ile Topal Osmanın önderliğinde yerel eşkıya ittifakları tarafından hedef alındı. Koçgiri Katliamı, yalnızca bir bastırma operasyonu değil, Anadoludaki tüm muhtariyetlere verilen açık bir gözdağı mesajıydı. “Yeni Devlet, eski özerklikleri tanımayacak, tekçi bir ulus yaratmak için her yolu mubah görecektir.”
Ve öylede oldu.
1923 İzmir İktisat Kongresi ile CHP ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kararı alındı. 1924 Anayasası ile birlikte, Osmanlı dönemindeki tüm muhtariyetler kapatıldı. Ardından gelen Şark Islahat Planı, devletin bürokrasisini ve teknokratik mekanizmasını yeniden dizayn ederek, bölge halklarını siyasal ve kültürel olarak susturmayı hedefledi. Yeni Latin Alfabesi dönemin Okur-Yazar kesimini bir gecede işlevsizleştirdi. Diyanet İşleri Başkanlığı ve imam hatipler, Devletin resmi ideolojisi olan Türk-İslam sentezinin kurumsal taşıyıcıları haline getirildi.
Devletin tüm yasal ve kadrosal birimleri tekçi ideoloji doğrultusunda şekillendikten sonra, bu kez “Çoğulcu Parlamenter Sistem” görüntüsü altında yeni bir siyasal mühendislik devreye sokuldu. Dönemin Vekili Adnan Menderes ve Turancı kadroların önde gelen isimlerinden Celal Bayar, Demokrat Parti içinde etkinleştirilerek, Devletin ideolojik sürekliliği farklı bir yüzle yeniden üretildi.
Bu süreklilik, 1960 Darbesiyle Cemal Gürsel yönetiminde, 1971 Muhtırasıyla Naim Talu hükümetinde, 1980’de Kenan Evren Cuntası, ardından ANAP, Ana-Yol, Ana-Sol iktidarlarında ve nihayet 2000’lerde kurulan yeni siyasal bloklarda kendini tekrar etti. Erdoğan-Gülen koalisyonu taban desteğini zayıflatınca, 2018 seçimlerinde yeterli çoğunluğu sağlayamadı. AKP ve MHP seçim ittifakıyla gerçekleşen koalisyona daha sonra, Cumhur İttifakını oluşturan partiler tesbihe dizildiler. Bu tesbihin taneleriyle kurulan iktidar yapısı, bu tarihsel çizginin güncel versiyonundan başka bir şey değildi.
Bugün CHP’nin siyasal öngörüleride bu tarihsel sürekliliğin dışına çıkmış değil. Değişen yalnızca aktörler ve iç kliklerin sürtüşmeleridir. Devlet aklının ideolojik omurgası ise yüz yıldır aynı çizgide ilerliyor. Bütün partilerin birer süreçleri var, kurulup yok olmuşlar. Ancak CHP=Devletdir. Devlet ve CHP birbirinin tamamıdır 1960 Cemal Güresel Darbesi sonrasında Alparslan Türkeşin CKMP ve MHP, Devletin İstihbarat kanadını temsil ediyor. Dolayısıyla, bu ülkede iktidarlar, seçimler ve partilerden daha çok, Devletin ihtiyacını gideren bir iktidar biçimidir ve bu iktidar YSK tarafından şekillenir. Bu anlamıyla, Partilerin içindeki kayıkçı kavgasının ötesine çıkmıyor.
