Türkiye siyasetinin son çeyrek yüzyılına yani 25 yıllık geçmişine baktığımızda, yaşanan tablo ve gelinen nokta belli . O nedenle artık insanların siyasal bir tercih yapmaktan çok vicdani ve ahlaki bir tercih yapma zorunluluğu oluşmuştur.
•Adalet ve Ahlaktan mı yana ?
•Adaletsiz güç ve ahlaksızlıktan mı yana ?
Her ne kadar bu 2 seçenek insanlara sunulduğunda herkes hiç düşünmeden ilk seçeneği söyleyecek olsa da maalesef -hatrı sayılır bir bölümün de- ikinci tercih etrafında toplandığını görebilmek mümkün .
Toplumun bir parçası aslında tercihini yapmış durumda. Ahlaksızlıkla elde edilmiş olan adaletsiz gücü tercih etmiş görünüyor.
Bu durumu var eden süreç ve dahası sonuç ile ilgili net bir değerlendirme yapmak gerekir .
Son 25 yıllık dönemde siyasal gücü elinde bulunduranların her alamda “Adalet” ve “Ahlak” başta olmak üzere toplumun bütün genlerini baştan aşağı değiştirdiği ortada.
Siyasal gücü elinde bulunduranlar tarafından utanma eşiği yok edilmiş, adalete olan inanç ortadan kaldırılmış, insan olmanın koşulları çiğnenmiş, haksızlığa uğrayanların sadece güçsüzler olduğu anlayışı kabul ettirilmiş ve konforlu bir yaşamın “nasıl elde edildiği önemli olmayan güç” ile sağlandığı benimsetilmiştir.
Toplumun bir bölümü için ise bu utanmazlık ortamına uyum sağlayıp sadece güçlü olanın yanında durma telaşı başlamıştır. Bir anlamda, güç sahibi olmak için tüm ahlaki değerler ve hukuki kurallar bir kenara bırakılmıştır.
Balığın baştan kokma süreci ile başlayan, daha sonra da imam/cemaat ilişkisi olarak da adlandırılacak bir yapı imal edilmiştir.
Yukarıdakiler ve aşağıdakilerin bir bölümü için “Yeni normlar ve yeni normaller” budur. Ahlaksız ve adaletsizlikle de olsa güç elde etme. Sadece güç.
Tek kural var . Güç merkezinde oturan, gücü elinde bulunduranların ağalık düzeni ve güç merkezine yanaşıp yamanmak isteyenlerin kıran kırana mücadelesi.
25 yıllık dönemde mevcut iktidar bu yapıyı oluşturmuş ve dahası normalleştirmiştir. Kendi güç merkezine yakın olanlara ve onların da alt basamaklarına dağıtılan devlet imkanları buna bir örnektir.
Her ne kadar -topluma sunulan haliyle- “Güç Merkezi” tanımlaması yapıyor olsak da burada bir eksikliği gidermemiz gerekiyor. Bu yapıya güç merkezi değil, kişisel çıkarları için gücü ahlaksızca elde dip hukuki kuralları çiğneyen “Suç Merkezi” demek daha uygun olacaktır.
Bu tanımlamayı yaparken de ilginç bir paradoks ile karşılaşıyoruz. Topyekün halde suç merkezlerinin sadece siyasal iktidar ile ilintili hale getirip gerisini yok saymak hakkaniyetli olmayacaktır. Türkiye‘de birbirinden ayrı alanlarda fakat kesişim noktaları ve ortak kümeleri olan “Suç Merkezleri” oluşmuş durumda .
Medyadan spor dünyasına, sanat alanından STK’lara varana kadar ….bir çok alanda. Dahası ve en vahim olanı ise son iddianamelere bakılınca muhalefet partileri de maalesef kendi “Suç Merkezlerini” oluşturmuş durumda.
Fakat bu “Suç Merkezlerini” etki alanı olanlarla diri tutmak, daha fazla güçlendirmek, büyütmek gerekir.. Biat edecek ve bunun karşılığında da ödülünü alacak kişiler gerekir. Hem güçlendirecek hem de kendisi güçlenecek kişiler.
Güç elde edebilmek için her türlü ahlaksızlığa ve hukuksuzluğa razı olanlar, biat etmeye ise zaten dünden hazır. Biat etmek daha fazla güç elde etmek için aşağıdan yukarıya sıralanan basamaklardan sadece biri.
Bu düzeni 25 yılda oluşturan yapı, bu ilişki ağından maksimum seviyede yararlanmış olsa da düzenin yeni yeni kullanıcıları ve müşterileri de oluştu. Yani kendini güç merkezi olarak tanıtan “Suç Merkezleri”.
Güç elde etmek isteyenler için “Biat kültürü” artık toplumun bir bölümünde kendi ölçüsünde vazgeçilmez hale gelmiş durumda.
Ceza ve ödülü belirleyen ilk şart : “Biat”
Cezalandırılanlar belli , biat etmeyenler . Ödülü havada kapanlar ise , harfiyen biat edenler.
Adaletin yanında durmayalım, ahlaki ve vicdani değerleri yok sayalım, biat edelim, ödülümüzü unutmayalım, gücün yanında yerimizi alalım …. Bu kadar mı ? Hayır devamı var. Asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Ahlaki değerleri bir kenara bırakarak ve sadece biat ederek, her şeye ‘evet’ diyerek, gücün yanında durarak güç kazandığını sanmanın bazı kötü sonuçları da olacaktır.
“Suç Merkezleri“ kendisine biat etmek isteyenlere, biatları, bağlılıkları ve etkileri ölçüsünde ödüller verip şüphesiz karşılığını fazlası ile alacaktır.
Biraz daha netleşmek gerekirse Türkiye’de bu düzeni oturtan iktidara karşılık son 3 yıllık dönemde CHP’yi yani ‘Son Kale’yi sinsice ele geçirenler de dahil olmuştur.
“Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü”nün iddia edildiği şekilde -CHP 38. Olağan Kurultayı başta olmak üzere- “Rüşvetler aldığı/verdiği, delegelere para dağıttığı, bazı kişilere çıkar amaçlı tapu dağıttığı, yakınlarını işe yerleştirdiği, dekontların havada uçuştuğu, iş adamlarına şantaj yaptığı, bürokratları para ile satın aldığı, bunu belediye imkanları ile yaptığı, bu işlere CHP yöneticilerinin de dahil olduğu, ….. HTS kayıtları ile, videolar ile, belgeler ile vb…… kanıtlanıyorsa ve gerçekse ….” bu bahsedilenler yaşandıysa…..
CHP’yi ele geçiren bu klikler kendilerini “Güç Merkezi “ olarak gösterip, -üzülerek söylemek zorundayız ki – CHP’yi suçlarına kalkan olarak kullanmaktadır. CHP’yi ele geçirmeden önce ve ele geçirdikten sonra işledikleri suçları örtbas edebilmek için çok güçlü bir alan olarak CHP’yi seçmişlerdir . Bu sebeple açılan her iddianameye “siyasi operasyon” kılıfı uydurulmaktadır. Bu kılıf ile her geçen gün kendilerine biat edecek, karşılığında ödüllendirecek, işledikleri ve işlenecek suçlarına ortak edecek, yeni transferler yapılmaktadır diyebiliriz.
Eğer durum iddia edildiği şekildeyse; Bu transferlere dahil olanlar için elde edilen şey aslında güç ortaklığı değil suç ortaklığıdır. Güç Merkezine yakınlaşmak olarak görülen şey ahlaksızlık ve hukuksuzluk üzerine kurulmuş bir suç çetesinin marabalığıdır. Suç çetesinin korumasına girmek veya bazı imkanlarından yararlanmak için girilen yapının lütuflarına müşteri olmaktır.
Yine yaşananlar iddia edildiği şekildeyse ;
Bu “Suç Merkezine” sonradan dahil olmak isteyenler, yani biat edip ödül almak için can atanlara başta para pul, mevki makam verildiği bir gerçektir. Sonra bu verdiklerinin karşılığı olarak güçlerine güç katacak suça biat edenlerin en önde sürüklendiği de doğrudur. .
Aşağıdan yukarıya yani suç merkezine daha yeni yeni girmiş olanlar, verilenlerin sarhoşluğu ile her şeye ‘evet’ demeye zaten gönüllü olduğu için yeni suçları da rahatlıkla işleyebilmektedir. Artık suç örgütünün yani ahlaksız gücün tam anlamıyla bir parçası olmuş köleler oluşmuş demektir.
Bu güç sarhoşluğu ile defalarca suç işleyenler ve artık “bizden” kavramı içinde yerini alanlar için artık kölelik başlamıştır.. Ödül değil, şantaj ile emir alma zamanı gelmiştir. Emirlere uymayanlara hayatlarını karartacak sonuçlar dikte edilmektedir.
Ödülün yerini şantaj, biatın yerini köleleşme almıştır.
Yani aslında önce; biat et, ödül al,
Sonra; suça ortak ol, şantaj ile köleleş.
Eğer iddialar doğruysa ; aşağıdan yukarıya, yani güç merkezi zannettiğiniz suç merkezine geçişleri en basit haliyle böyle özetleyebiliriz .
Ve İddialar doğruysa daha somut bir durumu ortaya koymak gerekir.
Biliyorsunuz bundan yaklaşık 3 ay önce stanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir iddianame hazırladı. Toplamda 4 bin sayfaya yakın olan bu iddianamenin kapağında bir başlık bulunuyordu:
” Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü”
Bu başlıkta iki önemli husus iddianamenin ana kolonunu oluşturuyor.
1. Ekrem İmamoğlu suç örgütünün “lideri”….
2. Ekrem imamoğlu ”suç örgütü.”
Bu iddianamenin içi de başlığı gibiyse Ekrem Bey topluma her ne kadar kendisini bir güç merkezi olarak sunsa da aslında Ekrem Bey’in bir güç merkezi, bir güç odağı olmadığı , tam aksine bir suç örgütü lideri olduğu yargısına varabiliriz.
Fakat üzerinde durulması gereken bir diğer konu “suç örgütü.”
İddianamede yazıldığı haliyle suç örgütü lideri belli olduğuna göre, örgütün diğer elemanlarının “bağlılık” prensiplerine bakmak gerekir.
İddialar doğruysa; Ekrem Bey ile beraber şu anda Silivri Cezaevinde bulunan 21 Belediye Başkanı ve 400’den fazla üst düzey bürokrat / iş insanı öncelikle güc merkezi zannettikleri Ekrem Bey’e daha fazla yakın olma yarışında Ekrem Bey tarafından verilen emirlere harfiyen rivayet edip bir takım suçlara bulaşmışlardır.
Alınan rüşvetler, verilen ihaleler, tapu kayıtları, SGK girişleri, HTS kayıtları, banka dekontları vs… Tüm bunlara bakıldıgında verilenler talimat değil adeta suça ortaklık için önce davetiye sonra şantaj niteliği taşımaktadır.
Suç örgütü elemanları yani daha düne kadar biat edip, kölelik yapıp menfaat elde etmek isteyenler artık Ekrem Bey’in verdiği rüşvetler ile değil Ekrem Bey’in şantajları ile farklı suçlara yöneltilmiştir.
“ Kurtuluş yok tek basına ya hep beraber ya hiçbirimiz “ ise Ekrem Bey’in şantajının “çalıntı” sloganıdır.Bu sloganı yaşananların adeta şifresidir.
İddianameler ışığında bir çıkarım yapacak olursak; suç örgütünün sadece kücük bir bölümü Silivri’dedir ancak Özgür Bey ve kurmaylarının genel çizgisine bakıldığında bu suç örgütünden ayrı kalabilmesi mümkün görünmemektedir. Hatta sadece Özgür Bey ve yakın çalışma kadrosu değil, birçok Milletvekili, il baskanı, ilçe baskanı, delege vs… “Şimdilik” bu iddianameye dahil olmamıştır. Ama zamanın iyi şeyler getirmeyeceğini de düşünmemek mümkün değil.
Küçük bir dipnot olarak belirtmem gerekirse , haklı olarak “Henüz suç ve ceza kesinleşmedi” diyenlere şunu söyleyebilirim. Belki de beklediğiniz şey bir yargı kararı değil sadece “Malumun ilanıdır.”
Son olarak ;
Maalesef bir yandan, Klientalizm halka siyasetteki rasyonelite diye sunuluyor, diğer yandan da bireysel pragmatizm inşaa ediliyor.
Bu yaşananlara sadece siyasetin ve toplumun çürümesi demek de mümkün. Ama bu bir “yok oluştur” Ahlakın ve adaletin “yok” oluşu! Adalet, ahlak ve vicdanın yokoluşu toplumun da yok oluşudur. Ve bunun mimarı da en başta siyaset kurumudur. İşçileri ise gücün peşinde koşanlar.
Gelinen noktada hedef gerçekleşmiş, toplumda artık neredeyse hiç bir paydayı eşitleme şansı kalmamıştır. Herkes kendi “Güç merkezinde / Suç Merkezinde”, diğer paydanın da karşısında durmaktadır.
Yeni Türkiye düzenini tanımlamak gerekirse ; “Utanmazlık üzerine inşaa edilen adaletsiz güç merkezi / suç merkezi” diye tanımlayabiliriz.
Biat anlayışının, adaleti yok edip ahlaksızlığı yaygınlaştırmanın, güç merkezi zannedip suç merkezine yakınlaşma çabasının amacı ise “onlardan” olmaktır.
Ahlaksızlık sadece kurumsallaşmamış, aynı zamanda ; ahlaksızlık da, adaletsizlik de, hukuksuzluk da normalleşmiştir.
