HALKWEBYazarlarAnketlerdeki Büyük Tuzak: Kararsız Seçmen

Anketlerdeki Büyük Tuzak: Kararsız Seçmen

Atakan Sönmez
Atakan Sönmez
İnsan... Çerkes... Gazeteci

Ortada henüz bir seçim tarihi yokken nereden çıktı 'kararsız seçmen' yazısı diyenler olacaktır.

0:00 0:00

Trfikte ‘kör nokta’, sürüş esnasında aracın yan ve dikiz aynalarından görülmeyen yerleri ifade eden bir terim. Siyasetin kör notası ise anketlerde ortaya çıkan ‘kararsız seçmen’ oranları.

Ortada henüz bir seçim tarihi yokken nereden çıktı ‘kararsız seçmen’ yazısı diyenler olacaktır.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçtiğimiz günlerde katıldığı KARAR TV yayınında ellerindeki anket sonuçlarına dair şöyle dedi:

“AK Parti geçen yılı -kararsızlar dağıtılmadan- 28,5’la tamamladı. CHP ise 32,7 ile tamamladı. Kararsızlar dağıtıldığında biz 36-38 arasına geldik. Önümüz açık, ileriye doğru gidiyoruz.”

Tabii ki muhalefetin burun farkıyla da olsa önde olduğunu gösteren pek çok anket sonucu var. Üstelik bazıları iktidara yakın anket şirketleri.

Ancak dediğimiz gibi seçime henüz çok var. Benim öngörüm seçimlerin 2027 Kasım ayında yapılacağı yönünde. Bu hesapla nereden baksanız 2 yıla yakın bir süre. O tarihe kadar köprünün altından çok sular akacağı kesin. Hele Türkiye gibi bir ülkede.

Ayrıca Mehmet Şimşek’in AK Parti’ye 2024 yerel seçimlerinde hezimet yaşatan ‘kemer sıkma’ politikası 2027 Kasım’ında kadar bazı sonuçlar alır da Erdoğan tıpkı 2023 seçimlerindeki gibi meydana çıkarken heybesi dolu mu çıkacak yoksa beklenen başarı sağlanamaz da yine 2024 yerel seçimlerindeki ‘Züğürt Ağa’ gibi hiçbir talebi karşılamadan meydanlarda vatandaşı mı fırçalayacak onu da görmek gerekiyor.

Fakat ben yine de anket siyasetinin ‘kör noktası’ olarak değerlendirdiğim ve muhalif seçmeni neredeyse paranoyaklık noktasına getiren ‘kararsız seçmen’ konusuna dikkat çekme gereği duyuyorum.

Malum, son bir kaç seçimdir CHP’nin ve muhalefetin seçim öncesi anketlerde aldığı oy oranı ile AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın aldığı oy oranlarına bakıldığında, seçim sonuçlarında muhalefetin beklenenden düşük, iktidarın ise beklenenin üstünde oy aldığına şahit oluyoruz.

Sandık güvenliği hakkındaki kaygılara haklılık payı da vermekle beraber, yüzde 4-5 oranındaki bir oy oranı sandıkta yer değiştirebiliyorsa zaten sandık kurmanın da seçim yapmanın da anketlerin de bir anlamı yok!

Örneğin, 2023 genel seçimlerinden yaklaşık iki ay önce, yani mart ayında yapılan Yöneylem, MAK, ArtıBir, GENAR, Saros, ORC, Türkiye Raporu, AR-G, Aksoy, PİAR ve ALF’ten oluşan 11 firmanın anketlerin ortalamasına baktığımızda ortaya şöyle bir tablo çıkıyordu.

14 Mayıs’tan 2 ay önce 11 anket şirketinin ortalamaları alındığında çıkan sonuç

11 firmanın ortalaması alındığında AK Parti % 32.8 , CHP ise % 27.6 oy oranında görünüyordu.

14 Mayıs 2023’te yapılan seçimlerde ise AK Parti % 35.6 (+2.8), CHP ise % 25.33 (-2.3) oy aldı.

14 Mayıs 2023 Genel Seçim Sonuçları

Yani anketlerdeki ortalama ile sandıktaki sonuç iki parti açısından yaklaşık %5’e tekabül etti.

Bu sonuçta en önemli etken şüphesiz seçim tarihi yaklaştıkça ‘kararsız’ seçmenlerin iktidar partilerine doğru eğilim göstermesi oldu. Aslında bu sadece 2023 seçimlerinde değil, daha önceki pek çok genel seçimde de benzer şekilde gerçekleşti.

Son dönemde yapılan kimi anketlerde neredeyse her 3 seçmenden 1’i ‘kararsız’ çıkıyor. Bu kadadr yüksek bir kararsız seçmenin Türkiye gibi kutuplaşmanın yüksek olduğu bir ülkede çıkması tabii ki normal değil. Şüphesiz bunun nedeni az önce de değindiğimiz gibi sandığın henüz çok uzakta olması.

ASAL Araştırma‘nın Aralık 2025’te açıkladığı ankette kararsız seçmen oranı %27.4 çıkarken, Ocak 2026’da açıkladığı son ankette ise bu oran %33.4‘e çıkmış durumda.

ASAL’ın Ocak 2026’da açıkladığı ankette ‘kararsızlar dağıtılmadan önceki’ oy oranları.
ASAL’ın Ocak 2026’da açıkladığı ankette ‘kararsızlar dağıtıldıktan sonraki’ oy oranları.

Yani karasızlar azalmamış, yaklaşık %6 oranında artış göstermiş.

Şüphesiz bunda, “Bugün Türkiye’nin sorunlarını sizce hangi siyasi parti çözebilir?” sorusuna verilen %36.6 oranındaki ‘hiçbiri’ yanıtının etkisi çok büyük. Bunu ‘AK Parti’ diyen %20.4 ile ‘CHP’ diyen %18.0’lik seçmen takip ediyor. Yani ülkenin iktidar partisi ile ana muhalefet partisinin ülkenin sorunlarını çözeceğine inananların oranı neredeyse ‘hiçbiri çözemez’ diyenlerin oranı ile aynı.

Buradan genel olarak siyaset kurumunun çıkarması gereken dersi bir kenara not ederek biz ‘kararsız seçmenler’ meselesine dönelim.

Seçim tarihi netleşip yaklaştıkça tabii ki bu oran giderek azalacaktır. Ancak kararsız seçmenlerin ne şekilde kararlarını değiştirecekleri seçimin de kaderini belirleyecektir.

Seçmenin kararsız tutumdan kararlı tutuma geçmesi ise kararsız atomların kararlı hale gelmesi gibi olmuyor.

Aslında anketlerin ‘kararsız seçmen’ diye kategorize ettiği bu seçmen kendi altında da farklı başlıklara ayrılıyor. Zamandan dolayı kararsız olan seçmenler olduğu gibi, karşılarına çıkacak adayları ve vitrini beklediği için kararsız olan bir seçmen kitlesi de var.

Bunların çoğunlukla aslında siyasi eğilimleri bellidir. Asıl kararsız seçmen, ideolojik eğilimleri ağır basmayan, parti aidiyeti hissetmyen ve siyaset bilimcilerin ‘rasyonel seçmen’ diye tabir ettikleri bir seçmen kitlesidir.

O kitlenin ise genel seçmen içindeki payının %5 ile %8 arasında olduğunu düşünenlerdenim.

Ancak %50+1 sisteminde başta cumhurbaşkanının kimin olacağına, ayrıca Meclis’teki dağılımın ne şekilde oluşacağına da büyük oranda karar veren aslında bu ‘rasyonel’ ya da anketçilerin tabiri ile ‘kararsız seçmen’ karar veriyor.

Ve bu seçmen kitlesi son anda ya sandığa gitmeyerek, ya da sandık başında yaptığı tercih ile ülkenin kaderini belirliyor.

Neticede seçimlere giren ideolojik partilerin oy geçişkenliği oranları belli ve sınırlı. Merkez partiler ise ideolojik ve sosyolojik mesajlarla belli bir seçmen kitlesinin desteğini almak için adım attığında karşısındaki kitleyi aynı mesafede uzaklaştırma riski ile karşı karşıya.

Kürt seçmene yaklaşınca milliyetçi seçmenin, muhafazakar seçmene yaklaşınca seküler seçmenin uzaklaşması nedeniyle aslında partiler açısından kar/zarar hesabı kolay yapılamayan bir tecihtir bu.

Nitekim bu şekildeki politik grupların siyesetteki temsiliyetlerinin tek bir adres olmadığını ve alternatiflere yönelebileceklerini de dikkate almak gerekiyor. (TİP ve YRP’nin son genel seçimde aldıkları sonuçlar buna örnektir)

Bu durumda ideolojik olmayan, kendilerini sosyolojik bir grupla birlikte hareket etmekle bağlı görmeyen bu ‘kararsız’ seçmenler neye göre ‘kararlı’ hale geçiyor?

Tabii ki insan ekonomik bir varlık olduğu için ‘ekonomik göstergeler’ ve ‘gelecekten beklentiler’ birinci sırada yer alıyor. Her ne kadar sık sık ‘Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz’ retoriği kullanılsa da, seçmen sandığa sadece yediği ayazın hesabını sormaya değil, önümüzdeki kış aynı ayazı yemeyeceğini vaadeden ve bu konuda da güven veren alternatifi belirlemek için gider ağırlıklı olarak.

Yani siyasi tercih bu anlamda sadece geçmiş 5 yılın muhasebesi olduğu kadar, gelecek 5 yıla yönelik bir ‘yatırım’ ve ‘geleceği satın alma’ olarak da değerlendirilir.

İşte tam da burada, birey ve toplum psikolojisinin bazı mekanizmaları devreye girer. Belirsiz bir gelecek mi, bilinen ve aşina olunan bir alışkanlık mı?

Değişim her zaman içinde risk de barındıran bir olgudur. Ve kitleler büyük zorunluluklar olmadıkça büyük değişimleri kendiliğinden talep etmezler. Kavimler ‘hadi artık biraz da yer değiştirelim’ diye göç etmedi, yaşadıkları coğrayada artık yaşam imkanları giderek daraldığı için bu tercihi yaptı.

Sandık başındaki seçmene dönecek olursak, muhalefetin ‘belirsiz’ olan geleceği seçmenin zihninde somut ve tasvir edilebilir bir programla çıkması ‘kararsız’ seçmenlerin kendilerini tercih etmesinde en önemli etken olacaktır.

2020’den bu yana devam eden enflasyon ve pahalılık nedeniyle mevcut durumdan rahatsız olma hali, seçmeni bir değişiklik yapma konusunda tetikleyebilir. Ancak değişim konusunda alınacak riskin, mevcut durumdan daha iyi bir sonuç vereceğine inanmaları halinde.

Tabii ki bunun için sadece ikna edici bir ekonomi programı da yeterli değil. Türkiye’nin bölgesel meseleri, güvenlik algısı ve dünyadaki değişen dengeler nedeniyle oluşabilecek krizleri göğüsleyebilecek bir siyasi liderlik beklentisi de en az ekonomi programı ve vitrini kadar nihai kararda etkili olacaktır.

Tam da bu nedenle muhalefet, ‘kararsız’ seçmenleri partilerin aldıkları oy oranına göre dağıtarak bir seçim hesabı yaparsa seçim sandığında yine büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktır.

Basit bir parmak hesabıyla, şartları muhalefet tarafından kendi lehine çevirecek ikna edici adımlar atmazsa, o ‘kararsız’ seçmenlerin ‘kararlı’ hale gelenlerinin 3’te 2’si iktidarı tercih edecektir.

Yani, bildiği şeyi!

Elde kağıt kalem anket hesabı yerine, nitelikli kadrolar ve güven veren siyaset dili inşa ederek bu durumu değiştirmek de muhalefetin elinde, daha önce defalarca olanı yeniden tekrarlamak da.

Ne olup biteceğini ise bize yine sandık gösterecek.

YAZARIN DİĞER YAZILARI