HALKWEBYazarlarKadının Tarihsel İsyani: Tanrıçadan Köleye, Köleden Devrime

Kadının Tarihsel İsyani: Tanrıçadan Köleye, Köleden Devrime

Ortadoğu’da emperyalist güçlerin Kürtlere yönelik saldırıları yalnızca jeopolitik çıkarlarla açıklanamaz. Asıl hedef, Rojava’da filizlenen Kadın Devrimidir.

0:00 0:00

Kadın sorunu, insanlığın en eski eşitsizliği ve bugün hala en yakıcı toplumsal çatışmasıdır.

Dünya nüfusunun yarısı kadındır ve diğer yarısını ise yine doğuran Kadındır. Buna rağmen Kadın, binlerce yıldır sistematik biçimde bastırılmış, görünmezleştirilmiş ve Erkek egemen düzenin en ağır yükünü taşımaya zorlanmıştır. Bu yalnızca bir toplumsal sorun değil, tarihin en uzun süreli sömürü mekanizmasıdır. Oysa insanlığın kadim hafızasında, M.Ö. ikinci binyıllardan itibaren izlerini sürebildiğimiz Ondörtbin yıllık bir kültür olan, Kadını yaşamın merkezine yerleştiren Alevi-Kızılbaş felsefesinde bu kadim miras hala canlıdır ve Kadın Tanrıça olarak tanımlanır. Toprak Ana’nın doğurganlığı, yaşamı yeşerten gücü ve varoluşun kapısı olarak tohumu dönüştürüyorsa, Kadınında Varoluşsal bir yapısı var ve Kadının kutsallığını toplumsal bir ilke haline getirir.

Kadın burada yalnızca bir birey değil, yaşamın kendisi, varoluşun kaynağı, kutsal öznenin ta kendisidir. Bugünün dünyası ise bu kadim eşitlikçi mirası paramparça eden bir sistemin elindedir. Kapitalist Düzenin Kadın Tasarımını Üretim araçları doğrultusunda nesneleştirip, sömürü mekanizması içinde yok sayarak onu basit öğelerle tanımlayarak onun gerçek kimliğini yok saymak için yoğunlaşan savaşları bu yönlü yürütüyor.

Emperyalist-Kapitalist Erkek Egemen Sistemi Kadını üç temel kategoriye sıkıştırıyor. 1. Kadını bir Cinsel obje. 2. Onu bir Çocuk doğurma makinesi. 3. Ona görev biçtiği ücretsiz ev işçisi ve bir hizmetçi olarak tanımlar. Kapitalist modernite, kadını hem evde hem sokakta hem de piyasada sömürür. Reklam sektörü kadının bedenini metalaştırır, moda ve kozmetik endüstrisi kadını kendi bedenine yabancılaştırır. Seks pazarında ise kadın doğrudan satılabilir bir mal haline getirilir. Toplumsal kültür de bu sömürüyü yeniden üretir.

Baba “Kızıyla gurur duyar”, Abisi “Kız kardeşini toplumda koruyan”, Koca olacak kişi fiziki olarak kendisine “nasıl bir kadın seçer fikrini”, Erkek çocuk ise, “annesine bakarak nasıl bir aile kuracağını belirler”. Kadın, erkeklerin duygusal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan bir araç haline bu uygulamalarla getirilir. Bu tablo, kapitalist modernitenin kadına biçtiği değerin özetidir ve Kadın bir özne değil, bir nesnedir.

Selefi/Cihatçı-Din Kültürünü çok büyük hararetle savunan yığınsal güçler, Kadın Sessizliğin, Şiddetin ve İtaatin Kurumsallaşmasıdır der. İslam’ın tarihsel yorumlarında kadına biçilen değer, çoğu zaman onu yok sayan, ve onu küçülten, ikincilleştiren bir anlayışa dayanır. Bir erkeğin birden fazla kadınla evlenme hakkı, kadının şahitliğinin yarım sayılması, hukuksal alanda kadının değersizleştirilmesi, bu anlayışın kurumsallaşmış örnekleridir. Tarikatlar Selefi/Cihadist-Terör örgütleri eliyle bu zihniyeti daha da karanlık hale getirmeyi bilinçli olarak seçmişler. Kuran kurslarında kız çocuklarına yönelik istismarlar, Tarikat evlerinde kadınların köleleştirilmesi, Kadının İtaat Etmesi Gereken Varlık olarak tanımlanması, bu zihniyetin güncel tezahürleridir. Selefi/Cihadist-İslam kültürünün temelinde bu tablo, yalnızca bir inanç sorunu değil, Kadının sistematik yok sayılmasının ideolojik bir örgütlenmesidir.

Selefi/Cihadist-Terör örgütleri, El-Kaide, El-Nusra, Taliban, IŞİD, HTŞ gibi Terör örgütlerin Kadınlara yönelik saldırıları, yalnızca savaşın bir parçası değil, Selefi/Cihadist-İslam din Kültürünün ideolojik bir tercihidir. Şengal’de Ezdai Kadınların köleleştirilmesi, Suriye’de Alevi ve Kürt Kadınlarının kaçırılması, Kadın pazarlarında satılması, bu örgütlerin Kadını yok etme politikasının en çıplak halidir. Bu saldırılar karşısında İslam-Din temsilcisi olarak piyasada kendilerinden söz edenler ve din temelli siyasi iktidarların sessizliği ise, aslında bir tesadüf değildir, aksine en temel Tercihleridir. Çünkü bu örgütlerin beslendiği ideolojik damar ile devletlerin resmi dini söylemleri arasında yapısal bir bağ vardır. Tarikatların güçlenmesi, Kadın düşmanlığının kurumsallaşmasıyla paralel ilerler.

Lenin’in Tarihsel Tespiti ve Sosyalist Deneyimlerin Sınavı. Lenin’in “Kadınsız Devrim olmaz. Devrim olmadan Kadın kurtulmaz” tezi, Devrimci-Sosyalist hareketlerin Kadın özgürlüğünü merkeze alması gerektiğini vurgulayan tarihsel bir tespittir. Ancak Sosyalist Devletlerin çoğunda bu ilke tam anlamıyla hayata geçirilmemiştir. Kadınlar üretime katılmış, eğitim hakkı kazanmış, hukuksal eşitlik sağlanmış olsa da, tarihsel süreçte kadına yüklenen kültürel kökleri sökülüp atılamamıştır. Bu nedenle Devrimci-Sosyalist deneyimlerin Kadın Özgürlüğü konusundaki pratiği, hem ilerici hem eksik bir miras olarak karşımızda durur.

Bu anlamıyla, Kürt Halkının Özgürleşme talebi tarihi en somut Kadın Devrimidir. Tam da bu noktada Kürt Halkının Özgürleşme talebiyle ortaya koyduğu model tarihsel bir kırılma yaratmıştır. Kadının özgürleşmesi, yalnızca teorik bir söylem değil, örgütlenme, ideolojik eğitim, özsavunma ve ordulaşma ile somutlanmış, Kadınların savaşın öznesi haline gelmesi, toplumsal dönüşümün motor gücü olması, tarihte eşi benzeri az görülen bir Devrimci hamledir. Rojava Devrimi bu nedenle yalnızca bir halk devrimi değil, bir Kadın Devrimidir. Kadınların yönetimlerde Eş-Başkanlık sistemi, Komünlerde, Meclislerde, Savunma birliklerinde, Diplomatik alanlarda eşit ve belirleyici rol üstlenmesi, Kürt halk pratiğindeki Kadın sorunuyla, Kadının geçmişine yönelmiş tarihsel bir müdahaledir.

Emperyalist güçlerin Rojava saldırısının arkasındaki gerçek nedeni. Ortadoğu’da emperyalist güçlerin Kürtlere yönelik saldırıları yalnızca jeopolitik çıkarlarla açıklanamaz. Asıl hedef, Rojava’da filizlenen Kadın Devrimidir. Çünkü Kadın Özgürlüğünü esas alan bir toplumsal model, Erkek egemen Kapitalist sistem için doğrudan bir tehdittir. Rojava’ya yönelik saldırılar, aynı zamanda Erkek egemenliğini koruma refleksidir. Kadının özneleştiği, kendi kaderini belirlediği, toplumu dönüştürdüğü bir model, mevcut dünya düzeninin tüm taşlarını yerinden oynatır. Bu nedenle Rojava Devrimi, yalnızca Kürt Halkının değil, tüm Kadınların ve tüm Ezilen Halkların, Emekçilerin ve Devrimci-Sosyalistlerin bir modelidir.

Rojavadaki kazanımların güçlü olduğu dönemde, gerek Kürt hareketinin, gerek birçok insiyatifin Kürtlerin birleşme çağrıları yapılırken, Barzani her defasında bu öneriyi red etti. ABD, AB ve Arap Aşiretlerininde Rojavada desteklerini çektiği, görüşme masalarında birçok öneri pazarlanırken, Barzani’nin Rojava desteği bu anlamıyla manidardır. Temel sorunun, Rojavadaki Kadın Devrimi ve Erkek Eğemen sisteminin birliği olarak tanımlamak çok afaki bir tesbit değil. ABD, AB, HTŞ’yi oluşturan tüm güçler, Kürtlerin Statüsünden daha çok, Rojava Devrimin niteliği ve Kadının Özgürleşme mücadelesini engellemek için oluşan birlikler, yeni bir proğramla ortaya çıktılar. Gözüken odurki, öyle yada böyle Kadın-Devrimi, başka mücadele biçimine evrilecektir. Bunun temel taşları, elbette Dünya Emek ve Sermaye çelişkisinin boyutuna bağlı olacaktır.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI