HALKWEBYazarlarHerkes İçin CHP Olmaz: Parti Rejimiyle Hesaplaşma Manifestosu

Herkes İçin CHP Olmaz: Parti Rejimiyle Hesaplaşma Manifestosu

Bir parti herkesin partisi olamaz; partiler ideolojik çerçeveler ve sınıfsal-toplumsal temsil eksenleri üzerinden tanımlanır. Bu perspektiften bakıldığında, “Herkes için” söylemi aslında hiçbir seçmen grubu için anlam üretmez; çünkü siyaset uzlaşma değil, pozisyon alma ve ideolojik tutarlılık sanatıdır.

0:00 0:00

Türkiye’de muhalefetin temel sorunu, 23 yıldır iktidar olamamak değildir. Asıl sorun, 23 yıl boyunca neden iktidar olamadığını siyasal bir sorun olarak tartışamamış olmasıdır. Bu durum yalnızca bir seçim kaybetme meselesi değil; aynı zamanda kurumsal bir özeleştiri ve tarihsel bilinç krizidir.

Cumhuriyet Halk Partisi bugün yalnızca seçim kaybeden bir parti değildir; aynı zamanda yenilgisini analiz edemeyen, kendi içindeki iktidar ilişkilerini siyasal eleştirinin konusu yapamayan, kurumsal aklını kişisel ağlara teslim etmiş bir yapıya dönüşmüştür. Bu, dışsal bir saldırının sonucu değildir; bu, kendi içinde oluşmuş ideolojik ve örgütsel bir çürüme sürecidir. Bu metin, CHP delegelerine, kadrolarına, üyelerine ve hâlâ bu partinin tarihsel bir çıkış üretebileceğine inananlara yönelik sert bir iç hesaplaşmadır. Bu yazı, parti içi demokratik mekanizmaların erozyona uğradığı, ideolojik çözülmenin neoliberal pragmatizmle maskelendiği bir dönemin analizini içerir.

“HERKES İÇİN CHP” NEDEN BİR SLOGAN DEĞİL, BİR ÇÖKÜŞTÜR?

“Herkes için CHP” sloganı siyaseten anlamsızdır. Bir parti herkesin partisi olamaz; partiler ideolojik çerçeveler ve sınıfsal-toplumsal temsil eksenleri üzerinden tanımlanır. Bu perspektiften bakıldığında, “Herkes için” söylemi aslında hiçbir seçmen grubu için anlam üretmez; çünkü siyaset uzlaşma değil, pozisyon alma ve ideolojik tutarlılık sanatıdır. Parti karakteri, hangi sınıfsal-toplumsal çıkarları temsil ettiğinde ve neye karşı durduğunda ortaya çıkar. CHP bugün ideolojik bir parti gibi değil, pragmatist bir seçim organizasyonu gibi davranmaktadır. Bu, genişleme stratejisi değil, ideolojik boşalma ve kurumsal hafıza erozyonunun sonucudur. Partinin toplumsal sınıf analizi yapamaması ve tarihsel misyonunu unutarak yalnızca oy optimizasyonuna odaklanması, modern sosyal demokrasi literatüründe “ideolojik pragmatizm tuzağı” olarak tanımlanabilir.

LİDERLİK Mİ, EGEMENLİK Mİ?

CHP’de tartışılması gereken mesele “lider kim” sorusu değildir; asıl mesele, liderliğin nasıl kurulduğu ve hangi ilişki biçimlerine dayandığıdır. Ekrem İmamoğlu meselesi bir kişi meselesi değil, parti içinde kurulan fiilî egemenlik ilişkileri ve merkeziyetçi ağlar meselesidir. Bugün CHP’de parti resmen genel merkez tarafından, fiilen ise İmamoğlu referanslı bir siyasal ağ tarafından şekillendirilmektedir.

Bu ağ:
Kurumsal değil, kişisel sadakat esaslıdır
İdeolojik değil, pragmatiktir
Sınıfsal değil, teknokratiktir
Sosyal demokrat değil, neoliberal bir siyaset aklına yaslanır

Bu liderlik değil, hegemonya kurma biçimidir. Parti kararlarının ağırlık merkezi, demokratik tartışma ve programatik ilkelerden çok, medya gücü ve kişisel etki alanları üzerinden belirlenmektedir. Bu durum, klasik sosyal demokrat geleneğin devrimci-halkçı kökleriyle tezat oluşturur ve partinin ideolojik boşalmasını hızlandırır.

PM, MYK VE 39. KURULTAY İLE İMAMOĞLU DİREKTİFİ

CHP’de karar alma süreçleri, artık örgüt temelli değil, ağ ve direktif temellidir. 39. Olağan Kurultay ile birlikte PM ve MYK yapıları, parti içi demokratik mekanizmaların yerini alacak şekilde İmamoğlu’nun direktifleri doğrultusunda şekillendirilmiştir. Parti organları biçimsel olarak görünse de içerik olarak fiilî bir merkeziyetçi hiyerarşi altında işlemektedir. Kurumsal prosedürler ve ideolojik tartışmalar, parti üstü bir egemenlik ağı tarafından kontrol edilmektedir. Bu yapı, partiyi sadece seçim başarısına ve belirli figürlerin kariyer alanına indirgeyen bir mekanizmaya dönüştürmüştür. Parti politikaları, ülkenin sosyal ve ekonomik sorunlarından çok, Silivri ve İmamoğlu kariyerine endeksli olarak tartışılmakta, tüm stratejik ve ideolojik planlama bu dar alan içinde şekillenmektedir.

Parti yönetimine taşınan kadroların ortak özellikleri şunlardır:
Parti kökenleri zayıftır
Sınıf siyasetiyle bağları yoktur
Sosyal demokrat gelenekle ilişkileri yüzeyseldir
Piyasa uyumlu, yönetimci ve teknokrat bir siyasal akla sahiptirler

Bu bilinçli bir kadro mühendisliği ve İmamoğlu’nun direktifiyle şekillenen merkeziyetçi yapı sonucudur. Parti içi denge ve çoğulculuk yerine, tek merkezli karar alma mekanizması ve medya gücüne dayalı bir siyaset üretilmektedir.

SİYASETİN YERİNE CV, ÖRGÜTÜN YERİNE AĞ

CHP’de yaşanan siyasal çoğulculuk değil, kadro mühendisliğidir. Milletvekili listeleri, MYK atamaları, PM dengeleri, danışman kadroları ve belediye çevresinde oluşan karar mekanizmaları aynı mantıkla çalışmaktadır: devşirme, transfer ve sadakat. Siyasetin yerini CV almıştır; örgütün yerini LinkedIn profilleri; mücadelenin yerini “yönetebilirlik” söylemi. Bu bir dönüşüm değil, ideolojik boşalmadır.

NEOLİBERAL AKIL VE BELEDİYE MERKEZLİ SİYASET

CHP’nin üst yönetiminde hâkim olan çizgi nettir:
Sosyal devlet vurgusu zayıftır
Emek politikaları soyuttur
Sınıf siyaseti yoktur
Sermaye ile çatışma yoktur
“Piyasa gerçekleri” kutsallaştırılmıştır
Bu sosyal demokrasi değil, neoliberal uyarlamadır. Belediyecilik pratiği, siyasal vizyon üretmek yerine, piyasa uyumlu teknokratik yönetim mantığıyla sınırlanmıştır. Parti içi enerji ve kaynak, yalnızca İmamoğlu’nun politik ve kariyer hedeflerini destekleyecek şekilde kanalize edilmiştir.

SAĞCI TRANSFERLER VE MİTİNG BAYAĞILIĞI

Dün CHP’ye hakaret eden, dün emek mücadelesine sırtını dönen isimler, bugün hiçbir ideolojik muhasebe olmadan partiye taşınmaktadır. Daha vahimi, bu isimlerin miting meydanlarında “en solcu” veya “en ilerici” diye alkışlatılmasıdır. Bu durum, seçmenin aklıyla alay etmenin ötesinde, partinin ideolojik hafızasının kaybolduğunu ve yalnızca seçim başarısı odaklı pragmatizme teslim olduğunu göstermektedir.

PARTİ İÇİ TASFİYE VE DİSİPLİN REJİMİ

CHP’de tasfiye artık istisna değil, yönetim tekniğidir. Tasfiye edilenler:
Ön seçim isteyenler
Belediye pratiklerini sorgulayanlar
Parti içi eğitimi savunanlar
Liyakat diyenler
Lider kültünü reddedenler
Eleştiri = Disiplin
Sadakat = Koruma
Bu yapı demokratik değildir; aksine, partiyi içten içe çürütür.

ÖZGÜR ÖZEL VE ÜST ÜSTE KONGRELER

Özgür Özel’in genel başkanlığı, parti içinde bir arınma ve reform süreci başlatmak yerine, kendi meşruiyetini pekiştirmek ve İmamoğlu vesayetine dayalı merkezi yönetim sistemini kabul ettirmek için üst üste kongreler düzenleme stratejisine dönüşmüştür. Bu üst üste kongreler, içerik olarak parti örgütünü güçlendirmek veya demokratik dengeyi sağlamak yerine, Özgür Özel’in pozisyonunu güvenceye almayı hedeflemiş, parti içi demokratik mekanizmaları pasifleştirmiştir.

“KOYUN” MESELESİ (GELİŞTİRİLMİŞ)

CHP’de zaman zaman dile getirilen “koyun” söylemi, ciddi bir yönelim hatasının ve siyasal analizin eksikliğinin göstergesidir. Parti yönetimi, kendi tabanını veya diğer partilerin seçmenlerini “koyun” olarak etiketlemeye çalışmaktadır; örneğin AKP seçmenini bu şekilde küçümsemek, hem siyasal gerçeklikle hem de tarihsel akıl yürütmeyle çelişir. Oysa burada aptallık, “koyun” olarak etiketlenenlerde değil, etiketleyenlerde toplanmıştır.

Çünkü “koyun” dedikleri insanlar, kendi niyetleriyle değil, kendi içinde bulundukları ve rızalarını çoğunlukla fark etmeden verdikleri seçimlerle şekillenen rejim tarafından yönetilmektedir. Yani CHP yönetimi, kendi ideolojik boşluğu, örgütsel zayıflığı ve kişisel egemenlik ağları nedeniyle oluşturduğu sistemde, aslında bu seçmenlerin tercihleri üzerinden yürütülen bir rejim içinde var olmaktadır. “Koyun” olmak, sürü psikolojisinin kurbanı olmak değil, rejim tarafından şekillendirilen siyasal çerçevede konumlanmak anlamına gelir. Parti yönetiminin, tabanı “koyun” olarak damgalaması, kendi aptallığını ve ideolojik çöküşünü itiraf etmekten başka bir şey değildir. Bu, sadece siyasal ahlaki bir hata değil; aynı zamanda siyasal analizin temelini gözden kaçırmak anlamına gelir. Siyaset, aidiyet ve ideoloji üzerinden değil, örgüt ve devlet mekanizmaları üzerinden şekilleniyorsa, “koyun” olmak suçlama konusu olamaz; tersine, yönetim boşluğu ve ideolojik yoksunluk suçlanmalıdır.

LİDERLER DEĞİL, ÖRGÜTLER KURTARIR

Partileri liderler değil, örgütler kurtarır. CHP’nin krizi bir liderlik krizi değil, örgütsel çöküş krizidir. Örgüt siyaset üretmiyorsa lider çöker; örgüt düşünmüyorsa lider konuşur ama taşıyamaz. Bugün CHP örgütleri:
Politika üretmiyor
Program tartışmıyor
Sınıf analizi yapmıyor
İktidar stratejisi kurmuyor
Bu örgüt değil; siyasetsiz bir ara mekanizmadır.

23 YILIN MUHASEBESİ

CHP 23 yıldır iktidar olamıyor. Daha vahimi, bu durum normalleştirilmiştir. Bu siyaset değil, alışmadır; bir kurumun tarihsel misyonunu terk ederek rutinleşmesidir.

Ön seçim zorunlu olacak
Parti içi eğitim kurumsallaşacak
Liyakat, sadakatin önüne geçecek
Disiplin eleştiriden arındırılacak
Belediye–parti ilişkisi şeffaflaşacak
Neoliberal kadro tahakkümü kırılacak
Ve en önemlisi: CHP yeniden siyaset yapacak.

SON SÖZ: DELEGELERE

Kurultayda verdiğiniz her oy yalnızca bir kişiyi değil, bir düzeni onaylar. Herkes için CHP olmaz. CHP ya ideolojisi olanların partisi olur ya da hiçbir şeyin partisi olur. Bu metin bir uyarıdır, bir çağrıdır ve tarihe düşülmüş bir nottur: Bu parti susturularak değil, konuşarak kurtulur.

İBB DOSYASI: SİYASETİN YERİNE AKLAMA REJİMİ

CHP’nin son iki yıldaki siyasal enerjisi, ülkenin yakıcı sorunlarına, sınıf çelişkilerine, emek rejimine ya da rejim krizine yönelmemiştir. Bu enerji, neredeyse bütünüyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi etrafında dönen tartışmaların siyasal olarak yönetilmesine ve belirli bir figürün korunmasına tahsis edilmiştir. İddialar tartışılmamış, denetim talepleri bastırılmış, sorular “iktidar ağzı” diye yaftalanarak susturulmuştur. Bu, parti içi siyasetin askıya alınmasıdır ve demokratik bir mekanizma değil; koruma refleksi olarak işleyen bir aklama rejimidir.

SİLİVRİ’YE İNDİRGENEN MUHALEFET

CHP’nin iki yıldır sürdürdüğü siyasal hat, muhalefeti rejimle hesaplaşan bir hatta değil; tek bir isim etrafında kurulan mağduriyet anlatısına indirgemiştir. Silivri, bir rejim gerçeğidir; ancak bir siyasi parti için strateji olamaz. Bugün CHP, adalet mücadelesini, hukuk devletini, tutuklu siyasetçileri, gazetecileri, sendikacıları, öğrencileri kapsayan bütünlüklü bir rejim eleştirisi yerine, neredeyse yalnızca İmamoğlu merkezli bir anlatıya sıkıştırmıştır.

İMAMOĞLU’NUN PARTİ İÇİ EGEMENLİĞİ

Ekrem İmamoğlu bugün CHP’de yalnızca bir belediye başkanı veya olası bir aday değildir; parti içinde fiilî bir egemenlik alanı kurmuş durumdadır. Bu egemenlik:
Örgüt iradesine değil, medya gücüne dayanır
Programatik tartışmaya değil, algı yönetimine yaslanır
Parti hukukuna değil, güç ilişkilerine göre işler
İmamoğlu’nun CHP içindeki konumu, siyasal önderlikten ziyade, parti üstü bir merkez olarak işlemektedir.

38. KURULTAY, İL YÖNETİMLERİ VE VESAYET

38. Olağan Kurultay, CHP tarihinde bir yenilenme anı olarak değil, örgütsel iradenin yeniden dizayn edildiği bir kırılma olarak kayda geçmiştir. Bu kurultayda olan biten, siyasal bir yarış değil, parti içi bir daralmadır. İl yönetimlerinin ele geçirilmesi, delegasyonların merkezileştirilmesi ve örgütsel denge oyunları, CHP’de demokratik siyasetin yerine operasyonel aklı yerleştirmiştir.

ÇÖZÜM: YENİDEN ÖRGÜT, YENİDEN SİYASET, YENİDEN CHP

Bu çıkmazdan çıkış, yeni sloganlar, yeni yüzler veya pazarlama teknikleriyle değil, CHP’nin yeniden siyasal bir özne haline gelmesiyle mümkündür. Parti, kişisel egemenlik alanlarından ve kariyer ağlarından arındırılmalı; örgüt yeniden karar alan, politika üreten ve liderliği denetleyen asli güç haline gelmelidir. Ön seçim istisna değil kural olmalı; parti içi eğitim ideolojik bir zorunluluk olarak kurumsallaştırılmalı; belediyeler partiye değil, parti belediyelere yön vermelidir. Sosyal demokrasi, yeniden emek, sınıf, eşitlik ve kamuculuk temelinde tanımlanmalı; neoliberal uyum siyaseti terk edilmelidir. CHP ya bu yüzleşmeyi kendi iradesiyle yapar ya da bu yüzleşme, çok daha ağır bir tarihsel yenilgiyle dayatılır. Başka bir üçüncü yol yoktur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI