HALKWEBYazarlarDile Döktüklerinin Uzağında Yaşayanlar Ülkesi

Dile Döktüklerinin Uzağında Yaşayanlar Ülkesi

Ahlakı değil ahlakçılığı dayatanların, gözün görmediği yerde, günah deneyimleri günlerce ülke gündemini meşgul ediyor.

0:00 0:00

Gündelik yaşama dair meselelerden toplumların kaderlerinin tayinine yön verme çabası yapay zeka çağında tek bir kelime ile özetlenebilir “trajik”.

Özgeçmişine dönüp baktığınız da Harvard mezunu bir iş insanı, üzerinde muhtemelen servet değerindeki takım elbisesi için” bu görünüş benim kültürüm değil, batıdan aldığımız kravatı, ceketi giyiniyoruz, ben şalvar giymek isterim, ama şalvar giysen, gericisin, yobazsın derler” diyor.

Şalvar giyinmeyi bir kimlik tarifi çabasına getirme muradı ile etkilemek istediği kitlenin, aslında ihtiyaçları konusunda en ufak bir gözlemi dahi olmadığını açık etmiş oluyor.

Genç nüfusun umutsuzluğu, işsizliği, aldıkları eğitim paralelinde iş bulamadığı, geleceğe inanmadığı, hatta yurt dışına göç etme isteği hakkında hiçbir farkındalığı yok. “Geleneksel ve milli” saydığı giyim tarifi, söylemi ile etkilemeyi hayal ettiği Muhafazakar gençliğin en açık tabirle umrunda bile değil. Gençlerin ilgilendiği tek bir şey var, umutla gelecekle bağ kurmak.

Teknolojinin imkanlarından faydalanan, dünyayı izleyen, başka yaşamlara pencere açan gençler, hayatın bu kadar zor olmadığı, hayat pahalılığının bu kadar yüksek olmadığı bir yaşamı, mahalle baskıları ve yargılanma endişeleri olmadan sadece yaşamak istiyor.

Kendi yaşamında ulaşma zorluğu yaşadığı ihtiyaçları olmayınca, yaşanan maddi gerçekle bağı kopmuş konuşmaları yapmak daha kolay oluyor demek ki… Üç harfli marketlerde, üç eleman yerine çalışıp, gün boyu ayakta kalan gençler, insanca yaşayabildikleri tek bir günlük izin günlerinde sosyalleşmek için gittikleri yerlerde tek bir kahvenin günlük kazançlarına eş değer olduklarını gördüğünde, derin bir umutsuzluğa sevk oluyorlar…

İngiliz markaları giyen din adamları, “Peygamber döneminde de fakirlik vardı” diye şükretmeyi öğütlüyorlar.

Olan biten bununla da sınırlı kalmıyor, kim hangi söylemde ısrarcı ise en çok onun uzağına düşüyor!

Ahlakı değil ahlakçılığı dayatanların, gözün görmediği yerde, günah deneyimleri günlerce ülke gündemini meşgul ediyor.

İçine doğdukları mahalleleri tarafından dışlanan hatta sözlü lince uğrayanlar, nedamet getirse de nafile…

Araç konvoyları, koruma görevlileri, büyük bir gösteriş içerisinde yaşayan siyasetçiler, halkın tasarruf yapması, bütün yüke katlanması halinde ekonomik krizden çıkılacağını vaad ediyor.
Milliyetçiliği karlı bir yatırıma dönüştürme muradı içerisindeki kimi siyasetçiler ile göçmen karşıtlığını çıkarsan halka anlatacak tek bir söylemi kalmayacak siyasetçiler, siyasetin başkalarının bedelini ödediği ama kendilerini refaha taşıyacak kapıları önünde beklemeye devam ediyor!

Demokrasiyi savunmakta son derece mahir olduğu ile teveccüh kazananlar, konu kendi iktidarlarının devamlılığını tehdite dönüştüğünde, anti demokratik yöntemleri kullanmaktan asla geri durmuyor.

Son dönemin en çabuk netice veren reçetesini hemen devreye sokuyor:
Suçlama, yaftalama, nefret objesine dönüştürüp, sosyal medyada zorbalığa ve lince maruz bırakma!

Gençler daha çalışmaya başlar başlamaz vergi ödeyerek sistemin finansörü hâline geliyor.

Buna karşılık eğitim kültür harcamalarının millî gelir içindeki payı son derece düşük.

Gençlik, gençliğin talepleri diye ses yükseltenler ise, gençliğin itirazlarını ise asla duymak istemiyor, tek bir beklentileri var, itaaat ve kabulleniş!

Kim en çok neyi dillendiriyorsa, ona en uzak yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI