HALKWEBYazarlarHalep Saldırısında Ar Damarı Çatlayanlar

Halep Saldırısında Ar Damarı Çatlayanlar

İnsanlar demokratik teamüllerini göstermeleri için DND testlerini yapmaları lazım HTŞ’nin katliamlarına karşı dünyanın farklı bölgelerinde yükselen tepkilerin seni rahatsız etmesi, aslında hangi ideolojik zeminde durduğunu açıkça gösteriyor.

0:00 0:00

Ortadoğu’nun küresel sermaye tarafından yürütülen üçüncü büyük paylaşım savaşında, bölgenin yeniden dizayn edilmesi için koşulsuz destek sunanların kimlikleri artık eskisi gibi sis perdesi arkasında kalmıyor; tam tersine, her saldırı, her katliam ve her politik kırılma anı, bu kesimlerin gerçek yüzlerini daha görünür kılıyor.

Kendilerini “analist”, “yorumcu”, “gazeteci” ya da “uzman” gibi süslü sıfatlarla meşrulaştırmaya çalışan bu figürler, gerçekte emperyal projelerin taşeronluğunu yapan, savaşın yarattığı kaostan beslenen, tarikatların ve siyasal İslamcı örgütlenmelerin aparatına dönüşmüş bir propaganda ordusunun gönüllü neferleri hâline gelmiş durumdalar. Bu kesimlerin motivasyonu hakikat değil; iktidarın ideolojik ihtiyaçlarına göre şekillenen bir söylem üretmek, her yalanı bir fırsata, her saldırıyı bir kariyer basamağına dönüştürmek ve her çarpıtmayı bir sadakat gösterisine çevirmektir.

Sahte sınavlarla elde edilmiş unvanların arkasına saklanan, Prof., Doç., Dr. gibi titrleri birer kalkan gibi kullanan bu sahte akademisyenler, yağcılık ve yandaşlık üzerinden kariyer inşa eden bir güruhun omurgasını oluşturuyor. Meslek etiğini karakter erozyonuyla karıştıran bu çevreler, akademiyi bir bilgi üretim alanı değil, iktidara yakın durmanın sağladığı imtiyazları devşirme mekânı olarak görüyor.

Onların derdi bilimsel tutarlılık değil; iktidarın hoşuna gidecek her cümleden prim toplamak, her saldırıda bir adım daha yükselmek ve her çarpıtmayı bir sadakat gösterisine dönüştürmektir. Bu nedenle hakikati savunmak yerine, hakikatin üstünü örten bir ideolojik sis üretirler; toplumsal bilinci aydınlatmak yerine, onu karanlıkta tutmayı görev edinirler.

Cumhuriyet gazetesi gibi tarihsel olarak aydınlanmacı, emekçi ve yoksul halkların desteğiyle ayakta kalmış bir kurumun bugün içine düştüğü çelişki ise çok daha düşündürücüdür. Konu Kürt halkı, Kızılbaş-Aleviler ya da Demokrasi güçleri olduğunda gazetenin dili bir anda değişmekte; eleştirel duruş yerini devletçi reflekslere, hatta kimi zaman faşist söylemlerle yarışan bir tutuma bırakmaktadır.

Küresel sermayenin ve Erdoğan–Gülen faşizminin yıllarca beslediği İslam-Terör mangaları Tarikat yapılanmalarının devşirdiği HTŞ gibi örgütlerin uluslararası alanda terörist ilan edilmesine rağmen, Halep’teki saldırılarda hedef alınan muhalif güçleri “temizlenen teröristler” olarak sunmaları gazetecilik değil; devlet aklının yeniden üretimidir. Bu dil, yalnızca bir haber dili değil; aynı zamanda resmi ideolojinin yeniden paketlenmiş, modernize edilmiş bir versiyonudur.

Cumhuriyet’in bu dili ballandıra ballandıra kullanması, arkasında şuursuzca Sözcü gazetesi aynı söylemi tekrarlayıp, medyanın geniş bir kesiminin aslında aynı ideolojik havuzdan nasıl beslendiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bununla yetinmeyen Halk TV ve Sözcü TV gibi kanallar da benzer bir ikiyüzlülüğün taşıyıcılarıdır.

Kendilerini “demokrat”, “halkçı”, “aydınlanmacı” olarak tanıtan bu kanallar, ekranlarını sürekli Kürt halkına, Kızılbaş-Alevilere ve Demokrasi güçlerine düşman olan faşist partilere açarak, toplumda resmi ideolojinin yeniden üretilmesine hizmet ediyorlar. Program yapımcıları bu kişileri “akademisyen” ya da “siyasetçi” etiketiyle sunarak halk düşmanlığını meşrulaştırıyorlar; saatlerce canlı yayında nefretin dolaşıma girmesine aracılık ediyorlar. Böylece medya, demokratik bir tartışma alanı olmaktan çıkıp, devletin ideolojik aygıtlarından biri kurum hâline geliyor.

Üstelik bunu yaparken bir yandan da RTÜK baskısı üzerinden mağduriyet söylemi üreterek toplumsal sempati toplamaya çalışıyorlar. Oysa gerçekte, sistemin ve devletin çizdiği sınırların dışına çıkmayan, demokratlık maskesiyle statükonun yeniden üretimine hizmet eden bir medya düzeninin gönüllü aktörleri hâline gelmiş durumdalar. Erdoğan–Gülen faşizminin açık destekçileri zaten biliniyor; onların ne yazıp çizdiği şaşırtıcı değil. Asıl sorun, muhalif görünüp, faşistlerle aynı dili yeniden üretenlerin yarattığı yalanlardır. Bu yalanlarla, toplumsal muhalefeti felç eden, halkların ortak mücadelesini zayıflatan ve devletin ideolojik hegemonyasını güçlendiren bir işlev görüyorlar.

Bir de YouTube üzerinden içerik üretip para kazanmayı siyasal analiz sanan bir kesim var. Bu grubun en görünür örneklerinden biri olan Levent Gültekin, dönek bir Kürd ve Tarikatların, Siyasal İslamcıların ürettiği ideolojik kalıpların başka bir versiyonudur.

Demokrasi güçlerine, Kızılbaş-Alevilere ve Kürt halkına yönelik sistematik saldırıları; iktidarın hoşuna gidecek çıkışlar yaparak kendisine alan açıyor. Muhalefete akıl veren ukalalığı; kişisel tutarsızlıklarını “tarafsızlık” maskesiyle gizleme girişimleri artık sıradan bir medya figürünün ötesine geçmiş durumda. Bu figür, siyasal analiz değil; siyasal manipülasyon üreterek alçaklık yapma noktasında direniyor. Peki katil İŞİD, Taliban, Hamas ve HTŞ’li tecavüzcü, Katliamcı, Kafa kesen ve pazarda esir düşürdükleri Kadınları satan caniler senin neyin oluyorlar?

Gençliğinden bu yana tarikat çevrelerinde yoğrulmuş, siyasal İslam’ın ideolojik kodlarıyla şekillenmiş birinin bugün “bağımsız yorumcu” rolüne soyunması, yalnızca sahte bir kariyer ve alçaklık stratejisinin devamıdır. Diyarbakır’da Halep katliamını protesto eden insanlara “Size ne, onlar akrabanız mı, dayınız mı, amcanız mı” diyerek saldırması ise bu zihniyetin en çıplak hâlidir. Oysa insanlar senin gibi dönek değiller; katliamlara karşı duyarlılık gösterebilir, demokratik teamüller gereği protesto hakkını kullanabilir. Bunun için senin gibi çukurlaşmış bir zihniyetten izin almaları gerekmez. İnsanların vicdanı vardır; senin ise yalnızca algoritmaların yönlendirdiği bir çıkar hesabın.

İnsanlar katliamlara ve akan kana karşı tepkilerini gösterirken senden mi izin alacaklar. Sen kimsin ki böyle zırvalayıp duruyorsun. İnsanlar demokratik teamüllerini göstermeleri için DND testlerini yapmaları lazım HTŞ’nin katliamlarına karşı dünyanın farklı bölgelerinde yükselen tepkilerin seni rahatsız etmesi, aslında hangi ideolojik zeminde durduğunu açıkça gösteriyor. Olay ve olguları seçerek YouTube algoritmasından faydalanmak, ahlaksızlığın dijital versiyonudur; karakter yoksunluğunun ise en görünür hâlidir. Bu tutum, yalnızca kişisel bir çürüme değil; aynı zamanda toplumsal çürümeyi besleyen bir ideolojik zehirdir.

Levent Gültekin öyle kudurmuş ki, dünyanın her ülkesinde Halep katliamına ve Suriye’deki İslam-Terör örgütü HTŞ’nin insanlık dışı uygulamalarına karşı çıkılırken, saldırının hedefinde Kürt halkı ve muhalif halkların akrabaları olan Diyarbakır’daki demokratik tepkilere “Size ne, onlar sizin neyinizdir” şeklindeki çıkışı, Diyarbakır halkının Kürt olduğunu bile unutacak kadar kişiliksizleştiğini gösteriyor. Çünkü bir döneğin kendisine ait bir aidiyeti olmayınca, insanların aidiyetlerine düşmanlık etmeyi kendisine görev bilir.

İslam-Terör örgütleri ve onları besleyen tarikatların oluşturduğu iktidarların Ortadoğu’yu nasıl kana buladığını inkâr edecek kadar kişilik sorunu yaşayan bu tiplerin at koşturduğu alan, her zaman olduğu gibi Kürtler, Kızılbaş-Aleviler ve Demokrasi güçleridir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI