Toplumlar bir anda susmaz.
Sessizlik yavaş yavaş olur.
Bir haksızlık yaşanır. İlk anda tepki gelir. “Bu yanlış” denir. Çünkü hala sistemin düzelebileceğine inanılır. Ama aynı haksızlık tekrar ederse insanlar bu kez olaya değil, sonrasına bakar: Kim itiraz etti, yalnız mı kaldı, bedelini kim ödedi? İşte kırılma noktası burasıdır. İnsanlar artık haksızlığa değil, haksızlığa verilen tepkinin sonucuna bakar.
Bu yeni bir durum değildir.
Tarihte de böyle oldu. Sokrates soru sorduğu için yargılandığında onu susturan yalnızca mahkeme değildi; toplum da sessizdi. Mesele onu sevmemek değildi, bedel ödemekten duyulan korkuydu. Soru sormak rahatsız ediyordu. Sahip çıkmanın bedeli vardı. Susmak ise güvenliydi.
Zamanla bu ders yerleşir.
Sessizlik korkudan çok hesapla ilgilidir. Kimse haksızlığı savunmaz ama itiraz edenlerin yalnız bırakıldığını görenler geri çekilir. Susmak “akıllıca”, konuşmak ise bedeli ağır bir tercih gibi sunulur. İyi insanlar geri adım atar, kurallar kâğıt üzerinde kalır, liyakat yerini uyuma bırakır. Sessizlik geçici bir tutum olmaktan çıkar, düzeni ayakta tutan bir alışkanlığa dönüşür.
Bu durum yalnızca bugünü etkilemez.
Tepki olmayınca yanlışları durduran mekanizma çalışmaz. Hatalar düzeltilmez, birikir. Küçük sorunlar büyür. Toplum, yönünü yavaş yavaş ses çıkaranların değil, ses çıkarmayanların belirlediği bir yere bırakır.
Ama bu yalnızca bize özgü bir hal de değildir.
Bugün dünyaya bakınca ortak bir tepkisizlik görülüyor. Savaşlar sürüyor, ekonomi toparlanamıyor, iklim krizi kapıda. Büyük sözler söyleniyor ama insanların hayatında karşılığı giderek azalıyor.
“Nasıl olsa bir şey değişmez” düşüncesi, sessizliğin en yaygın mazeretidir. Oysa tarih bunun tersini gösterir. Hiçbir yanlış, ilk itiraz edildiği anda düzeltilmez; ama itiraz edilmeden de hiçbir yanlış düzeltilemez. Hak arama mücadeleleri bir günde sonuç vermez. İlk sesler çoğu zaman görmezden gelinir, hatta bedeli olabilir. Ama her ısrarlı itiraz, sistemi az da olsa geri çekilmeye zorlar. Değişim bir anda olmaz; biriken itirazların sonucudur.
Sağlıkta şiddet yıllarca “mesleğin riski” sayıldı. Hekimler ve sağlık çalışanları susmadı. Israrlı itirazlar sonucunda Beyaz Kod hayata geçti; şiddet ilk kez kurumsal olarak tanındı ve hukuki süreç otomatikleşti. Kusursuz değil ama şu gerçeği gösterdi: Sessizlik bozulduğunda sistem geri adım atabiliyor.
Topluma önerim basit ve gerçekçi.
En yakındaki haksızlığa susmamak zorundayız. Büyük çıkışlar yapamıyorsak, küçük alanlarda yan yana durmalıyız. Çünkü çoğu zaman düzeni ayakta tutan şey kötülüğün gücü değil; iyilerin sessizliğidir. Ve sessizlik bir kez alışkanlık haline geldiğinde, bedel ödememek için susanlar, sonunda susarak bedel ödeyenlere dönüşür.
