HALKWEBYazarlarÇok Sesliliğin Kayıp Senfonisi: Demokrasi, Eşitsizlik ve Sessizleşen Toplumlar

Çok Sesliliğin Kayıp Senfonisi: Demokrasi, Eşitsizlik ve Sessizleşen Toplumlar

Toplumsal katılım eksikliğinin sonuçları yalnızca siyasal alanda kalmaz. Sivil örgütlenmeye yönelik baskılar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve protestoların engellenmesi, hak arama yollarını kapatır.

0:00 0:00

Toplumların çöküşü, genellikle liderlerin hatalarından değil; bireylerin sessizliğinden, kayıtsızlığından ve katılım eksikliğinden kaynaklanır. Herkes sahnede parlamak, herkes yönetmek ister; ama kimse rolünü bilerek, sabırla ve özveriyle yerine getirmeyi göze almaz. Oysa bir orkestrada küçük bir zil sesi bile ritmin ayrılmaz parçasıdır; toplumsal yaşamda ise fark edilmeyen çabalar, bir bütünün sürdürülebilirliğini belirler.

Bugünün dünyasında bu gerçek, sadece bir metafor değil; somut siyasal ve ekonomik krizlerle gözlemlenmektedir. Özgürlük ve ifade alanları daralırken, bireylerin sesini yükseltme kapasitesi sürekli kısıtlanmaktadır. Dünyada 83 ülkede sivil özgürlükler rutin şekilde engelleniyor; demokratik hakların kullanımı sınırlanıyor ve protesto alanları daraltılıyor — bu, sadece bazı az gelişmiş ülkelerde değil, hatta demokratik olduğu iddia edilen devletlerde de yaşanan küresel bir eğilimdir.

Çok seslilik, toplumların doğasında olan bir zenginliktir. Farklılıklar, çatışma değil, uyum ve ilerleme için bir kaynak olabilir. Ancak çoğu yerde bu potansiyel bastırılır, çeşitlilik tehdit olarak algılanır. Farklı fikirler susturulduğunda, kısa vadede bir “düzen” varmış gibi görünse de uzun vadede toplumlar kaosa sürüklenir.

Bugün dünyanın pek çok yerinde bu kaosun işareti ortaya çıkmıştır. Tunus’ta hükümetin muhalefeti sistematik olarak bastırması ve sivil topluma yönelik kampanyalar, insanların sokaklara dökülmesine neden oldu; “muhalefet suç değildir” sloganıyla yürüyen protestolar, demokrasinin çöküşünü engelleme çabasıdır. Nepal’de gençler, yolsuzluk, internet sansürü ve ekonomik eşitsizlik karşısında sokaklara çıktı; hükümet sosyal medya platformlarını kapattı ve bu adım protestoları daha da alevlendirdi. Fas’ta gençlik hareketleri kamu hizmetlerinin kötüleşmesine ve işsizlik ile eşitsizlik gibi sorunlara karşı ayaklandı.

Benzer şekilde bazı demokratik sistemlerde de katılım alanları daralıyor. ABD’de 2025’te düzenlenen “No Kings” protestoları, iktidar odaklarının güç tekeli kurma çabalarına karşı geniş bir itiraz dalgası olarak ortaya çıktı. Bu tepkiler, sadece otoriter rejimlere özgü bir olgu değildir; temsilî demokrasilerde bile çok seslilik baskı altında kalmaktadır.

Bu baskı yalnızca siyasal değildir; ekonomik eşitsizlik de demokratik katılımı baltalayan güçlü bir faktördür. Küresel anketler ekonomik eşitsizliğin zenginlerin siyasi etkisinin bir sonucu olduğunu ortaya koyuyor; birçok ülkede halkın büyük kısmı gelir ve fırsat adaletsizliğinin düzeltici politikalarla giderilmesini beklerken siyasi karar alma süreçlerinde etkisiz bırakıldığını hissediyor. Türkiye gibi ülkelerde gelir dağılımı oldukça dengesiz; küçük bir azınlığın serveti çoğunluğun kaynaklarından orantısız pay alıyor ve bu durum sosyal kapsayıcılığı zedeliyor.

Ekonomik eşitsizlik, siyasi eşitsizlikle birleştiğinde demokratik katılımın alanını daraltır, bireyleri izleyici konumuna çeker. İnsanlar sadece politik olarak temsil edilmediğini hissetmekle kalmaz; aynı zamanda ekonomik sistemin adil olmadığı duygusuyla, toplumsal süreçlerden kopar. Bu durum, kolektif eylem kapasitesini zayıflatır; bireyler kendi seslerini duymak yerine dışarıdan biçimlendirilmiş tek tınılara boyun eğer.

Toplumsal katılım eksikliğinin sonuçları yalnızca siyasal alanda kalmaz. Sivil örgütlenmeye yönelik baskılar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve protestoların engellenmesi, hak arama yollarını kapatır. Bu arada iktidar odakları, tek sesli söylemleri güçlendirmek adına medya ve yasama organlarını kontrol altına almaya çalışır. Eleştirilerin ve alternatif görüşlerin bastırılması, kitlesel kayıtsızlığa ve nihayetinde demokratik meşruiyet krizine yol açar.
Sessizlik ve ihtiyatlılık bazen bireysel bir tercih gibi görünse de toplumsal sonuçları ağırdır. Tarih, eylemsizliği affetmez; kayıtsızlık, uzun vadede ideallerden ödün vermek ve güç odaklarının tekeline razı olmak anlamına gelir. İnsanları sahnedeki rollerine çağıran, sadece yüksek sesle konuşmak değil; aynı zamanda küçük ama istikrarlı katkılarla katılımcı demokrasiye sahip çıkmaktır.

Çünkü gerçek senfoni, yalnızca güçlü bir şefin elinde değil; her bir çalgıcının kendi kısmını titizlikle çalmasında yatar. Toplumların geleceği, parlayan liderlerin gösterdiği ışıkla değil, kendi emeğinin ve düşünsel özgürlüğünün nabzını tutan bireylerin çok sesliliğiyle şekillenir.
Bugün sessiz kalırsak; tarih bizden hesap soracaktır. Demokrasi ve eşitlik, yalnızca kağıt üzerinde var olan kavramlar değil; aktif katılım, eleştirel düşünce ve sorumluluk alma pratiğidir. Çok seslilik kaybolduğunda adalet, özgürlük ve eşitlik de kaybolur. Sessizlik, iktidarın en güçlü müttefikidir; kayıtsızlık ise sistemleri çürütür.

Ve bu yüzden bugün, sadece bireysel çıkarlarımızı değil, toplumun ortak geleceğini de düşünerek sesimizi yükseltmeliyiz; çünkü bir toplumun gerçek gücü, sahnede tek bir solistten değil, her bir tınıyı duyabilme kapasitesinden gelir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI