Çarşamba / 28 Ekim 2020

30 Ağustos Zaferi ve yaratılan korku iklimi

205,013BeğenenlerBeğen
8,576TakipçilerTakip Et

Hemen her Ulusal Bayramda bir engelleme gerekçesi buluyorlardı. Bu yıl da 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarına COVID-19 salgınını gerekçe göstererek yasak getirdiler. 

Zaten AKP’giller, (buna şimdilerde CHP liderinin allayıp pullamaya, demokrat diye yutturmaya çalıştığı A. Gül de dahil) iktidarlarının ilk iki-üç yılından sonra bazen “hastalık” gerekçesiyle, bazen o günlerde yurtdışına çıkarak Ulusal Bayramlarımıza tavır alıyorlardı. 

Yönetmelik değişiklikleri yaparak, resmi törenlerin dışında çelenk bırakılmasını, anmalar yapılmasını yasakladılar. 

Bu yıl ise COVID salgınına sarıldılar. 

Yani virüsü fırsata çevirdiler…

İçişleri Bakanlığı yayımladığı bir genelgeyle Zafer Bayramı kutlamalarına yasak getirdi. 

Oysa, Ayasofya’da binlerce insanı toplayıp ucuz gösteriler yapan, topluca kılınan Cuma Namazlarını serbest bırakan, marketleri açan, ÖSYM sınavında 2 milyon 433 bin 219 ve LGS sınavında da 1 milyon 600 bin olmak üzere 4 milyondan fazla gencimizi okullara toplayan, spor karşılaşmalarını başlatan, fabrika cehennemlerinde çalışmaları kesintisiz devam ettiren, düğün, nişan, asker uğurlamalarını serbest bırakan kendileri değilmiş gibi…

Sanki virüs AKP’gillerin reisinin vicdanına, insafına uygun davranıyormuş gibi, Bilim Kurulu diye seçtikleri zevatı bir kalemde çizerek, “Ramazan’dan sonra çifte bayram yaşayacağız inşallah” diyerek, COVID-19’la mücadelede normalleşme kararını tek başına Tayyip verdi.

Ondan sonra da herşey “normal”e döndü(mü)!!!

Oysa başta halk sağlıkçılar olmak üzere namuslu bilim insanları daha vahim bir sürece gidiyoruz diyerek tehlikeye dikkat çektiler. Ama onları dinleyen kim?

Başlangıçta büyükşehirlerde görülen virüs, şimdi Anadolu’nun ücra köylerine kadar ulaştı. Köyler, mahalleler karantina altında artık. Günlük vaka, iyileşme, ölüm vb. sayılarını gizleseler de durum gerçekten vahim…

Dolayısıyla virüsü gerekçe gösterip Zafer Bayramı kutlamalarını kısıtlamak masum bir uygulama değil. Bu planın arkasında, Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşımızı ve önün önderlerini toplum belleğinde unutturma amacı yatmaktadır. 

Temsil ettikleri Tefeci-Bezirgan sermayenin sınıfsal karakteri gereği evvel ezel ulusal değer tanımayan vatan satıcıların, emperyalist ağababalarının emrinden dışarı çıkmadan elbirliğiyle toplumu ortaçağın karanlığına götürmeyi amaçladıklarını, özgürlük ve bağımsızlık gibi bir değer taşımadıklarını çok iyi biliyoruz. 

Çünkü Kuvayımilliyeci atalarımız Batılı Emperyalistlerle cepheden cepheye koşarak vatanı kurtarma savaşı verirken, bunların Saltanat ve Hilafet düşkünü ataları ise İngiliz Himayesini veya Amerikan Mandasına girmeyi savunuyorlardı.  

Şimdiki “hoca”ları da “keşke Yunan galip gelseydi” diyen yeminli Kuvayımilliye ve Mustafa Kemal düşmanları, değil mi?

Yani bunların Cumhuriyet düşmanı olmaları, cibilliyetleri iktizasıdır.

Ya da bunlar “parantez kapatma” peşindeler… 

Bakalım kim kimi kapatacak. Göreceğiz…

Tabi derelerin tersine akması nasıl mümkün değilse, Cumhuriyeti yıkmak da öyle mümkün olmayacak.

Orası öyle de bizi asıl üzen; hemen her Ulusal Bayramda getirilen bu sınırlamalar karşısında kendisine Cumhuriyetçi, ilerici, demokrat, solcu, aydın diyen kesimlerin; sendikaların, meslek örgütlerinin, derneklerin edilgenlikleri, sinmişlikleri, nemelazımcılıkları ve hatta korkuları…

Başka bir anlatımla yaratılan “korku iklimine” teslim olmaları…

Bunu, bugünkü 30 Ağustos kutlamalarında bir kez daha gördük.

Bu yasaklama karşısında sanki memnun olmuşlar gibi, cılız birkaç program dışında kitleleri harekete geçiren olmadı. 

Yaşadığımız İzmir’den örnek verelim.

AKP’gillerin yasağına karşı Büyükşehir Belediyesinin yaptığı tek program; belediye başkanının anons otobüsü eşliğinde bisikletle şov yapması. Akşam yapacakları konserin Valilik tarafından yasaklanmasını da sineye çektiler. Tekil olarak bazı İlçelerde Belediyeler öncülüğünde yapılan alelacele etkinlikler de derde deva değildir. 

İzmir Barosu’nun ve Birleşik Kamu-İş Konfederasyonunun anıta çelenk bırakma etkinlikleri de tam bir fiyasko. Zira İzmir’de 10 bin avukat vardır ve anıta gelenlerin sayısı 50’yi bulmaz. Maalesef bizim meslektaşlar konforlarından taviz mermemekte ısrarlılar. Aynı edilgenlikle Baroların bölünmesine seyirci kalanların, yarın Cumhuriyet elden gidince oluşturulacak “kadı makamları”nda savunma yapacak yer bulamayacaklarını görmelerini ummak isteriz. 

Memur sendikasının durumu daha da içler acısı. Yirmi-yirmibeş kişi anca getirebilmişler. Bağlı sendikaların sadece yöneticileri gelse bile bu sayının en az üç katı olurlardı. Ama dert, yasak savmak ya da vicdan rahatlatmak olunca bu kadar oluyor. 

İşçi sendikaları ve meslek örgütlerinden kimseler yoktu piyasada.

DİSK, KESK, TTB, TMMOB dörtlüsü ise Amerikancı Kürt hareketinin dümen suyunda, yıllardır Antiemperyalist ilkeden vazgeçmiş durumdalar. O nedenle bunların Tam Bağımsızlık, Emperyalizme karşı mücadele gibi sorunları yok. Bu örgütler tersinden de olsa “keşke Yunan galip gelseydi”cilerle aynı noktada buluşmaktalar. 

Yani, anlayacağınız Ortaçağcılar, parantez kapatmak isteyenler bu yıl da amaçlarına ulaştılar. Kitleleri evlerine hapsettiler. 

Bu teslimiyette Cumhuriyetin kurucusu partinin bugünkü Sorosçu yöneticilerinin de katkısı çok büyük. Çünkü onlar da Cumhuriyet düşmanı. Ayasofya’daki Ortaçağcı gövde gösterisi karşısında bile tek kelime etmedikleri gibi, içlerinden bazıları onlarla aynı safta namaz kıldı. Yani bunlar, Cumhuriyete sahip çıkmak yerine gericilere yakın olmayı tercih etmekteler.

Sonuç olarak; batılı emperyalistlerin yerli satılmışlar eliyle uygulamaya koydukları Yeni Sevr projesi de tıkır tıkır işlemekte. 

Lütfen bu gaflet ve delalet uykusundan uyanalım…

 

Yazarın Diğer Yazıları

Cumhuriyet Bayramı yasağınız sökmeyecek

Tacettin Çolak yazdı...

Artık “genelge devleti”ne geçtiler…

Tacettin Çolak yazdı...

Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanı, Hikmet Kıvılcımlı ölümsüzdür

Tacettin Çolak yazdı...

30 Ağustos Zaferi ve yaratılan korku iklimi

Tacettin Çolak yazdı...